NEYİNİ ÖZLÜYORSUN ŞU TAŞOVA’NIN ?

0

            Bağrından doğup  gurbete  gittiğim  ilk günleri  hatırlıyorum .Ne  kadar güzel  bir   belde  olduğunu daha  13-14  yaşlarında  iken anlamıştım .Ne  yazık ki  gitmem ,ayrılmam gerekiyordu senden .


            Acımasız  hayat beni  senin o şefkatli  koynundan nasıl da koparıp  almıştı.
           
            Ayrılık  saati gelip  çatmıştı .Bütün  hazırlıklar yapıldı .Samsun Caddesindeki  Koyuncuoğlu Yazıhanesi’nden biletim alındı. Abimin  eski  bavulu yol benim  arkadaşımdı, artık .


 
            Güzel Dayı’nın  minibüsü  Faravga’da  ağır  ağır ilerlerken içimde  de fırtınalar  kopuyordu , adeta .Karmakarışık  duygularla  başbaşaydım .Yeni  bir hayat ve  geride bıraktıklarım  arasında  bocalayıp duruyordum . Ağlamamak için  bir hayli  direndim ama olmadı. Göz pınarlarıma  söz  geçiremedim. Süzülen  gözyaşlarım , sana tepeden  bir daha bakma-mı engellemeye  çalışıyordu. Hüzünlerin  en koyusu çökmüştü, çocuksu  yüreğime .


 
             Aradan kaç sene geçti ,biliyor musun ? Tam 33 sene. Dile  kolay değil mi? Hasretlerin   en büyüğüyle  özlüyorum seni ,Taşovam. Her  gelişim  bir  vuslat, sana .
 

             Bunca  senedir  neler  oldu  neler… Köprülerin  çoğaldı, yeni  mahallelerin oldu, “yaşlı çınarların”  boy boy kara toprağa  devrildi, gencecik  fidanlar  büyüdü, ağalar değişti, sokakların otomobilden geçilmez oldu, koskoca Tekel  kapandı, köylerin boşaldı, nüfusun  çoğalacağına  azaldı, devlet  civekliğin o tarafa  hastane  bile yaptı, postacılar  sırtlarında artık  çantalar  dolusu  mektup  taşımıyor, internet  diye bir acayip şey çıktı, Boğa Damı


nihayet  stad oldu, İlaçcı Ahmet Emmi’min oğlu Hasan Hoca öğretmenlikten tekaüt (emekli) oldu, hapishane yıkıldı… Daha  saymaya devam etsem; ne kağıt, ne kalem yeter … 

 

             “Neyini  özlüyorsun  Şu Taşova’nın “deseler, inanın verecek  cevabım yok . Belki  de “Nesini özlemiyorum ki ” desem daha doğru  olacak… Çocukluğum, enek oynadığımız, çift kale maçlar yaptığımız tozlu-çamurlu  yolları, yarım kalmış “gençlik aşkım”, dostlarım, gök-çelikteki ramazan topu,öteçe,civeklik,kavaklık,Heriz Dağı,dene pazarı,Beyaz Hasan’ın kahvesi,Ömer Caba’nın yazlık-kışlık sinemaları  vesaire, vesaire …

 

             Beni bekliyorsun değil mi Taşovam,eskisi gibi? Köprübaşında. Kim bilir, dönüş  ne zaman ve nasıl? Farkında mısın? İkimizde  çok hem de çok değiştik.Ne ben eski ben’im, ne de sen eski sensin. Seni bilmem ama galiba değişmeyen tek şey “sana olan sevgim”.  Beni unutmuş da olabilirsin. Ancak  ben seni  her zaman ki gibi uzaktan da olsa seveceğim, Taşovam .

 

             “Platonik aşk” diyorlar ya öyle birşey, işte .

 

             Gurbetteki ve sıladaki  bütün Taşovalılar’a selam olsun. 

            

Yorum Ekle