NE ZORMUŞ

0


Ümitsiz olmak ne zormuş. Üstüne bir de çaresizliği ekleyin.


 


40 yaşının olgunluğuna ulaşmış, az çok mürekkep yalamış, etrafını gözlemlemiş, kafası nacizhane çalışan ve yorum yapma yeteneğine sahip biri olarak görürüm kendimi. Ne yalan söyleyeyim, biraz kitap okumuşluğum da var.


 


Daha dün… Gene Dağlıca denen yerde gencecik fidanlar devrildi. Sokakta görseler belki de birbirine yan gözle bile bakmayacak insanlar silahlarını ateşlediler. Birbirlerine ölüm saçtılar. Onlarca beden toprağa düştü. Binlerce insanın yüreği yandı. Milyonlarcası da üzüldü. Hiç mi buna sevinen olmadı? Oldu elbette. Azıcık bir mahlûkat da bunu sırıtarak izledi.


 


Ülke yöneticileri, olaylardan sorumlu olması gereken görevliler hemen toplandılar. Cumhurbaşkanından milletvekillerine kadar değişik çevrelerden çeşitli açıklamalar geldi. Çoğu kınadı. Şehitlerimizin kanlarının yerde kalmayacağı açıklandı.


 


Sahi şehidin kanı yerde nasıl kalmaz? Bunu açıklayan oldu mu? Mesela terör örgütünün üst düzey yöneticilerinin bertaraf edilmesi şehit kanını yerden kaldırır mıydı? Ya da birkaç silahlı teröristin öldürülmesi mi kasıt? Kanlarının yerde kalmayacağı deyiminin içinde birkaç adam öldürmekten öte bir mana var mı?


 


Neyse… Bunun cevabını bu güne kadar verebilen bir yetkili olduğuna rastlamadım ben.


 


Bunun yanında gazete haberleri… Köşe yazarları… Ben… İnternet sitelerinden nefretini ve öfkesini kusan milyon tane insan… Bir karmaşa… Kimin kime ne dediği birbirine girmiş. Kimisi asalım, keselim diyor, kimisi konuşalım diyor. Kimine göre bu sorun çözülmezmiş. Kimine göre çözüm çok kolaymış. Bazılarına göre tek suçlu askerken, bazılarına göre de siyasilermiş. Haliyle en çok hükümeti topa tutuyorlar. Bir karmaşadır sorma gitsin.


 


Ülkeyi yönetenler terörle mücadeleye kararlılıkla devam edeceklerini söylüyorlar. Üstüne üstlük kendine stratejik ortak, stratejik müttefik gibi sıfatlar yakıştıran dev bir ülke de terörle mücadelede bize verdikleri güçlü desteği sürdürecekmiş. Demek ki komşumuz sayılan bu büyük ülke bizim terörle mücadelemize destek veriyormuş. Aman iyi… Destek vermediği halimizi düşünmek bile istemiyorum.


 


Böyle bir özet yazıyı hangi tarihte yazmış olmak uygun düşerdi? 1986 yılında mı? 1992? Yoksa 1999 uygun olur muydu? Ya 2012? Bu sorunun cevabını duyar gibi oluyorum. Güzel ülkemin son 30 yılında ne zaman yazılsa uygun düşecek bir yazı bu. Son 30 yıldır hep aynı terane. Bir insan çok hoşuna giden bir filmi kaç kere izler? Beş? On? Ya film hoşuna gitmediyse? Bir kez izlemekten bile sıkıldıysa o filmi bir kez daha izler mi? Ya izlerken canını yakan bu filmi binlerce kere izlemek zorunda kalırsa?


 


Bir yerlerde birileri yaşıyor. Genellikle de zengin olmayan, hayatın mücadelesinden galip çıkmaya çalışan, işinde – gücünde, sıradan hayat hikayeleri olan ama birer hayat hikayesi olan insanlar… Geleceklerini ve ümitlerini henüz gencecik evlatlarına bağlamış, onların gelecekleri için kendi geleceklerinden vaz geçmiş insanlar… Büyük paraları olmadığı gibi, büyük beklentileri de olmayan insanlar… Günlerden bir gün birileri gelip bu insanlara “evladınız şehit oldu” diyor. Bu sözleri kendi evlatları için duymamış birisi bunun ne anlama geldiğini anlayabilir mi? inanıyorum ki, o anneler ve babalar evlatlarını geri getirebilmek için kendi canlarını hiç duraksamadan feda ederler.


 


Ya canını feda edenlerin kendileri? Onların hayatta kim bilir ne hayalleri vardı? Kimi kendi geleceğini, kimi anne ve babası için yapacaklarını, kimi eşi ve çocukları ile birlikte gerçekleştireceklerini hayal ediyorlardı. Ne olacak şimdi? Hayatta değil artık onlar. Birlikte hayal kurdukları yakınları haricindeki insanlar için ne kadar sürecek ki bu üzüntü? Onlar için sorun kalmayacak kısa zaman sonra. Ama ya birlikte hayal kurdukları insanlar? Onlar ömürlerinin sonuna kadar onsuzluğu hissetmeyecekler mi? Evladını, eşini, babasını kaybetmiş biri unutacak mı acısını? Onsuzluğu kalbinden söküp atabilecek mi?


 


Koca bir milleti bu acılarla yaşamaya mahkûm etmek nasıl bir şeydir ki? Kimdir bunun sorumlusu? Kim hesap verecek? Birileri hesap verse de gidenler geri dönecek mi? Hesap vermek nasıl olacak? Televizyon ekranlarına çıkıp terörü bitireceğini söyleyip milleti kandırmak mıdır? Bunu söylemekse 30 yıldır zaten söyleniyor. Neden hala canımızdan can almaya devam ediyor bu illet? Neden bir kişi bile “ben beceremedim” deyip çekip gitmez? Bu koltukların yapıştırıcısı bu kadar mı kuvvetli?


 


Peki, ben ne yapmalıyım? Elime silahı alıp gitsem, kendimi dağlara vursam, önüme geleni öldürsem, en sonunda da ben ölsem… Çözülür mü ki? Yok yok… Bu olacak bir şey değil. Peki ya sokaklara çıksam… Deli gibi bağırıp çağırsam, isyan etsem, protesto etsem? Benimle birlikte kaç kişi gelir? Çok büyük bir kalabalık olsak? Mesela milyon kişi olsak? Yok o da olmuyor ülkemde. Denendi. Bir şeyleri milyonlarca kişi mitingler yaparak engellemeye çalıştı. Beceremediler. Kahvehane köşelerinde memleketi kurtarmaya çalışsam? Ama o da olmaz. Milyonlarca insan zaten bunu yapıyor. Siyasete soyunup çözüm makamına oturmaya çalışsam? O da olmaz. Ben ne haram yerim, ne de yediririm. Kimseye yalakalık yapma gibi bir huyum da yok. Zaten siyasetçi olacak param da yok. Ne yapsam da bu sorunu çözebilsem. Gece gündüz dualar edip yüce Allah’a yalvarsam? Bunu zaten yapıyorum ama yetmiyor demek. Ne zormuş vatandaş olarak çaresiz kalmak. Galiba en iyisi delirip mutlu mesut bir hayat sürdürmek. İyi de, insan delirdim demeyle delirmiyor ki…


 


Ben artık yeni filmler izlemek istiyorum. 30 yıldır bu kan dolu sahnelerle bezenmiş filmi izlemekten bıktım. Artık kimsenin beni birkaç beyanatla kandırmaya çalışmadığı, milletin vekilinden hesap sorabildiği, verilen sözlerin yerine getirilmediğinde hesabının verildiği, beni yönetenlerin benim paramla zengin olmadığı bir film izlemek istiyorum. Artık çaresizliğin tarifi mümkün olmayan o ezikliğini hissetmeden, insan gibi yaşamak istiyorum. Çok şey mi istiyorum?


 


Not: Artık ülkemin her ferdi kendini yönetecek insanları seçerken benim de bundan etkileneceğimi unutmasınlar. Sadece kendi yöneticilerini seçmiyorlar. Aynı zamanda beni yönetecek insanları da seçiyorlar. O yüzden seçimlerini yaparken ÜLKEYİ yönetecek olanı seçsinler. Menfaati kimi gerektiriyorsa onu değil. Demokrasilerde vatandaşa verilen en kutsal hakkı kullanırken bari onun kutsallığına leke sürmeden kullansınlar tercih haklarını. Kendi kutsalına sahip çıksınlar. Unutmasınlar, insanlar hak ettikleri şekilde yönetilirler.

Yorum Ekle