MÜFTÜ VE MÜDÜR

0

MÜFTÜ VE MÜDÜR

Ömer CELEP

28 Şubat muhtırasının acı sonuçlarından biri daha meyvelerini gösterdi. Evet, 28 Şubat sürecinde İmam-Hatip Liselerinin orta kısmı kapatılmış, yine İmam-Hatip Lisesine giden öğrencilerin üniversiteye girmelerinin engellenmesi faturası tüm meslek liselerini içine almıştı. O süreci anlatmayacağız ama, o süreçle ilgili gelişmelerin tartışılması hala devam etmekte olduğunu görüyoruz.

Öncelikle şu gerçeği hatırlatarak konuya girelim istiyoruz. Din bilgisi ve din eğitimi dünyadaki bütün toplumlar için elzemdir, ihtiyaçtır. Devlet, milletin bu ihtiyacını kendisi gidermezse, millet; kendi ihtiyacını giderecek yol ve yöntemler bulur. Bizim milletimizin din eğitim ve öğretim ihtiyacının karşılandığı tek ve gerçek kurum, devletin açtığı ve denetimini bizzat kendisinin yaptığı tek kurum İmam-Hatip Liseleridir. Devlet 28 Şubat sürecinde bu okulları “dolayısıyla” kapattığı için millet din eğitim ve öğrenim hizmetleri ihtiyacını kendisi giderme yoluna girdi ve çocuklarını, denetimden uzak, iç dünyası bilinmeyen çeşitli cemaat faaliyetleri içine gönderme gereği duydu.

İmam-Hatip Liselerinin kapatılmasından sonra özellikle cemaat okullarında ve cemaat yurtlarında talep patlaması oldu.

Milletin bu teveccühünü cemaat, kendi cazibesi sandı ve devasa rant yönetir hale geldi. Sonrası malum… Hükümeti yıkma, devleti ele geçirme ve demokrasi dışı bir yöntemle iktidar olma düzenbazlığı…

Konumuzla ilgisi?

28 Şubat zihniyeti, İmam-Hatip Liselerini kapatmak suretiyle gençliği; bu gün “paralel” diye ifade ettiğimiz illegal yapılanmaya yönlendirdi ve o yapılanma bu nedenle palazlandı ve millet iradesiyle kavgaya başladı.

İlgi kuracağız biraz sabır lütfen!…

Taşova’mızda Yüksek Okulun açılmasıyla öğrenci yurdu ihtiyacı doğdu. Lise öğrencilerimizin gerek köylerden ve gerekse başka il ve ilçelerden gelenlerin barınmalarının sağlanması için daha önceden de öğrenci yurdu ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Bu ihtiyacı gidermek için, iş adamımız Sayın Fuat Bursalı’nın bir öğrenci yurdu yapmak istediğini ve bunun bir kaymakamımız tarafından engellendiğini de biliyoruz.

Şu an orta öğretim kurumlarındaki öğrencilerimizden bazılarının halen barınma ihtiyaçları olduğunu da çok net biliyoruz.

Çözüm üretilmesi amaçlı örneğin; İlçe Müftülüğünün tasarrufunda bulunan bazı bina ve müştemilatının değerlendirilmek suretiyle öğrencilerimizin ve ilçemizin orta öğretim yurt sorununun çözülmesi teklifi götürüldüğünde alınan cevabın çok çarpıcı olduğunu düşünerek okuyucularımızla paylaşmak istedik.

“Öğrencilerin müftülük lojmanı kampüsüne gelmelerinin gürültüsü lojmanda kalanları rahatsız edermiş.”

Sorduk!

-En çok barınma ihtiyacı olan öğrenci hangi okulda?

– İmam-Hatip.

– İhtiyacın giderilmesi yolundaki imkan hangi kurumda?

-Müftülük.

-İmam-Hatip Lisesi Müdürü sorunun giderilmesi için müftülükle bir diyaloğa girdi mi?

-Allah bilir ama müdürün, müftülük kapısının ne tarafta olduğunu bilmesi konusunda çok ciddi endişelerimiz var.

-Peki; müftü İmam-Hatip Lisesine uğramış olabilir mi?

-Onda da çok ciddi endişelerimiz var.

Değerli okuyucular, aziz millet! İşte konu bu. Öğrendiklerimize göre belediye yüksek okul öğrencilerinin barınma ihtiyaçlarını giderme yolunda bir gayret içinde. Belediyeye teşekkür etmek gerek.

Orta öğretimdeki öğrencilerin ihtiyaçlarını gidermeyerek, açıktaki bu öğrencileri acaba paralelcilere mi yönlendirmek istiyorlar?

Bu duyumlardan yola çıkarak şunları söyleyebilir miyiz?

İlçede; açıkta kalan İmam-Hatip öğrencilerinin barınmalarından rahatsız olan bir müftü ve kendi öğrencilerinin açıkta kalmalarına bigane bir müdür!

Öğrenci gürültüsünden rahatsız bir müftü düşünebiliyor musunuz?

Yahu Allah’tan korkun ülkenin başbakanı, (şimdi Cumhurbaşkanı) ülkenin valisine, “kamyonun üstüne binip halkın arasına katılacaksınız” diye emir veriyor, ilçenin müftüsü öğrenci gürültüsünden rahatsız oluyor.

Emri veren başbakan, şimdi Cumhurbaşkanı… Müftünü bu ifadesini duysa ne der, ne yapar dersiniz?

Orasını bilemeyiz.

E tabi okul müdürü ve bazı idareciler sabah Taşova’ya gelip akşam gidince fazla bir faaliyet beklemek de aslında fazla iyimserlik olur.

Devlet makamını kendi rahatları için araç kullanma döneminin geçtiğini zannediyorduk, meğer kalıntıları varmış.

Makam sahiplerine devlet aslında çok sakin mekanlarda mesela bir göl ortasında enfes bir malikane yaptırmalı, sükûnet için yakamozlara bile talimat vermeli.

Fildişi kuleden saray yaptırmalı, anka kuşundan kanat, Kaf Dağında saltanat sürdürmeli.

Öyle ya… Yatarak çok yoruluyor adamlar çok…

Aslında uzun yazmak tarzım değil ama bu defa böyle oldu, bağışlanmak dilerim.

Söyleyeceklerimizin gerisini de devamına bırakalım dedik.

Şunu da söyleyelim; artık amir, memur, seçilmiş, atanmış kim olursa olsun çalışacak… Çalışmayanı biz halkımıza ilan edeceğiz. İlanı duyanlar ve elinde yaptırım gücü olanlar gereğini yapacak. Yapmayanları da halkımıza şikayete devam edeceğiz. Payı yok; çalışan düşmanımız bile olsa başımız üstünedir, çalışmayan da şikayet edilmeye hazır olmalıdır.

Hiçbir sorun ötelenerek ve risk almadan çözülmez.

Makam elde etmişsek rahatı feda etmeliyiz efendiler! Makamlar rahat etmek için değildir, sorun çözmek, çözüm üretmek içindir. Makam sahibinin mesaisi yoktur, özel hayatı mahrem çizgileriyle sınırlıdır.

Yorum Ekle