MEVLÂNÂ’YI ANLAMAK

0

MEVLÂNÂ’YI ANLAMAK

.
Ömer CELEP
————–

Mevlânâ Celaleddin i Rumî, ilk Türk velisi olan Türkistan’lı Hoca Ahmet Yesevî hazretlerinin üç öğrencisi ya da müridinden biridir. Diğer ikisi Yunus Emre ve Hacı Bektaş-ı velî hazretleri. Kendileri Anadolu’yu İslamlaştırmak amacıyla Yesevî tarafından gönderilmişlerdir.
Tarihi kaynaklarda “gönderilmişlerdir” ifadesi kullanılıyor olmasına karşın esas itibariyle bu üç eren, gönderilmemiş, görevlendirilmiştir. Kelimelerin nasıl anlamlar yüklendiği konusunda fazlaca durmak maksadı ifadede tıkaç görevi yapar. Geçiyoruz.
Bakıldığında görülür ki; Mevlânâ, Yunus Emre ve Hacı Bektaş-ı Velî, üç ayrı arazinin aynı cins üç gülüdür. Ancak; gerek görev yaptıkları mekan ve gerekse hitap ettikleri kitle itibariyle aynı kaynaktan doğan ama ürettiği kokuyu nüfuz ettirdiği ruh derinliği bakımından farklı şekilde enjekte eden kutuplardır. Bunları yarıştırmak veya birini diğerinin önüne koymak son derece saçma ve aptalca davranış olmalı.
Kabul etmek gerek ki; bu üç ufuk insan arasında aydın kesim hocası veya şeyhi kabul edilen Hz. Mevlânâ diğerlerine göre daha fazla ün kazanmış daha derin ve daha bilgince eserler vermiştir. Mesnevi’si 25.632 beyittir.
Onun sözlerini kullanmayan hiçbir politikacı, hiçbir yönetici, hiçbir bilim adamı yokken; onun yaşantısını hayata geçiren insan topluluğu maalesef azdır. Sözlerindeki anlam derinliği dipsizdir. Örnekler vermekle bitmez ancak bütün sözlerini ve taşıdığı anlamı ifade için şunu söyleyebiliriz.
Mevlânâ’nın sözleri Kur’an- Kerim’in batını tefsiri niteliğindedir. O, ilhamsız söz söylemez. Söylediklerinin tamamı; Kur’an’ın derinlerde ifade ettiği anlamı değişik sembollerle anlatı metodundan ibarettir.
Allah’ın Kur’an- Kerim aracılığı ve Resulullah diliyle maksadını Mevlânâ, kimi zamna bitki, kimi zaman hayvan meteforlarını kullanmak suretiyle anlatmıştır.
Mevlânâ ile Hacı Bektaş-ı Veli’yi karşılaştıranlara küçük bir anektot…
Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi Bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli’nin dergahına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektaş Veli’ye anlatır ve Hacı
Bektaş Veli;-“Helal değildir” diye bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam Mevlevi dergahına gider ve aynı durumu Mevlana’ya anlatır. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli’ye de anlattığını ama onun kabul etmemiş
olduğunu söyler ve Mevlana’ya bunun sebebini sorar.

Mevlana şöyle der;

-“Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul
etmeyebilir.”

Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergahına gider ve Hacı Bektaş Veli’ye Mevlana’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini birde Hacı Bektaş Veli’ye sorar.

Hacı Bektaş Veli’de şöyle der;

-“Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.”
Malum; aralık ayı Mevlânâ haftasını barındırır.

Yorum Ekle