MAZİ VE HATIRLATTIKLARI

0

Zeki Ordu
Uzaklar bir dost sesi olmak istedim satırlarda.
Uzaklardan ve gönülden…
İlk defa karşılaştığınız bir isim biliyorum. Üstelik Taşovalı da değilim. Bir şekilde bir “gönül bağı” kuruldu ve ben de burada buldum kendimi.
Adettir ilk yazıda yazar kendisini tanıtır. Ben de bilirim ki kendisinden bahseden muhatabını sıkar. O halde yazdıklarım tanıtsın beni.
Ne kadar aralıklarla huzurlarınızda olurum bilmem. Bildiğim şeylerden biri de “yazı” tarihe bir havaledir. Sözün “uçtuğu” yerde geride “kalan”dır.
Yazı bazen izahat, bazen itiraf, bazen de hatırattır.
Yazı, yazıldığı gibi kalmaz. Az da olsa bir taliplisi bulunur.
Yaşımın yarım asrı devirip, yüzyılın üçüncü çeyreğine dayandığı şu günlerde elimizden gelenleri satırlara dökmek isteriz. Tabii misafir kabul ederseniz.
Ben, Ordu iline bağlı Ünye ilçesinde ikamet etmekte olup; kalem ile misafir olmak istedim ilçenize. Yarım asrı çoktan geçmiş biri olarak bazen geride kalanlardan bazen gelecekten bahsedeceğim. Tabii kendime ait fikirlerimi.
Her yazılan herkes için geçerli olmaz.
Belki beş sınıfı bir öğretmende okuduğum okulumdan, belki evinde elektrik görmeden lise bitirmemden, bazen mısır ekmeğinin dışında ilk defa gördüğüm buğday unundan ekmeğin nasıl yapıldığına dair fikir yürütmemden, bazen hırçın dalgalardan bahis açabilirim.
Coğrafya insan hayatı için ne kadar ehemmiyetli olduğunu anlatmaya çalışırım kim bilir.
Kaybolmasın diye ortasından deldiğimiz silgiyi bir kolye gibi boynumuzda taşıdığımız ve yeni neslin hiçbir zaman anlayamayacağı zamanlardan bahsederim belki.
Çocukken oynadığımız oyunlardan, akşam eve geç gelince yenilen zılgıtlardan, yaralanan dizimizden, yırtılan pantolonumuzdan bahsederim.
Kavak yelleri esmeye başladığı zamanlar tenhada kurulan hayallerimizden; dışında pul olmayan ve postacıyla değil de bir ağaç dibine saklanan mektupları hızla alıp oradan uzaklaştıktan sonra onlarca defa okuduğumuz zamanlardan bahsederim kim bilir.
Kısaca misafiriniz oldum satırlarınıza.
Bir kıssayla bitirmek isterim ilk yazıyı.
Bir gün Mecnun çölde yürümekten yorulmuş ve güpegündüz uzanmış çöle sıcağın anlında. Uykuya dalmış az sonra. Etraftakiler bakmış bir adam yatıyor boylu boyunca. Koşup bir ağacın altına koymuşlar Mecnun’u. Mecnun fark etmiş vaziyeti ve bağırmış:
– Beni buraya kim getirdi.
Oradakiler:
– Deli misin be hey adem. Öleceksin sıcaktan. Biz getirdik seni bu gölgeye demişler.
Mecnun başlamış ağlamaya. Demiş ki:
– Güneşe Leyla ile bana aynı zamanda görünüyordu. Siz benim güneşimi kestiniz. Yaptığınızın iyilik mi olduğunu sanıyorsunuz demiş.
Mecnun bu. Gönül sahibi. Der efendim.
Ben Ünye’de siz Taşova’da olsun! Gökyüzümüz aynı değil mi? Demek bizim de bir ortak yanımız var.
Sürçülisan ettikse af ola. Görüşmek umuduyla…

Yorum Ekle