MATEMATİK DEFTERİ

0

Zeki ORDU

Okul hatıralarını unutmak mümkün mü? Askerlikten sonra belki en unutulmayan okul hatıralarıdır. Hele o ilk günün heyecanını hatırlamamak mümkün değil. Yanımızda ana ve babamız olduğu halde okulun yolunu tutar, minicik kalbimizin bir kuş gibi çırpınışını duyar gibi oluruz. Sırtımızda çantamız, yanımızda büyüklerimiz. Yeni bir hayat bizi beklemektedir…
Yıllar önce ne okullar bugünkü gibiydi, ne de sınıflar. Kitaplarımız, kullandığımız eşyalarımız, araç ve gereçlerimiz bugünkülere hiç benzemiyordu. Siyah bir önlük, beyaz bir yakalık, bezden bir çanta, kırmızı veya lacivert renkli kâğıttan kaplıklarla kaplanmış kitap ve defterler. Üzerinde timsah resmi olan simsiyah bir kurşunkalem, “Derbi” marka bir silgi; sayı saymak için bezden yapılmış küçücük, ağzı iplikle bağlı, içinde mısır ve fasulye tohumları olan bir torba…
Fasulye tohumları ayrıca yazı yazma işinde de kullanılıyordu. Parmak kalınlığında ve boyunda çubuklar; yazma öğrenmek için lazım gereçlerdendi. Hepsi de tabii olarak yapılmıştı. O zamanlar şimdiki gibi plastik daha hayatımıza girmemişi. Belki renkli boncuklarımız, yap-bozlarımız, abaküslerimiz ve sayı saymaya yarayan araçlarımız yoktu. Bütün eşyalarımızı kendimiz yapar, itina ile çantamıza yerleştirir, mutlu bir şekilde okulumuzun yolunu tutardık.
Okul dedikse günümüzdekilere benzemezdi. Terk edilmiş bir evde bir öğretmen ile beş sınıf bir arada eğitim görürdü. Öğretmenin bin bir zahmetle bizlere ayırdığı zaman içersinde okuma yazma ve diğer bilgileri edinmek için çırpınır dururduk. Biz, öğretmenin gözünde ne kadar değerli olduğumuzu sezer, bunu hiç suiistimal etmezdik. Öğretmenlerimiz de bizler için çok mühim kişilerdi. Onları hem sayar, hem de onlara hayranlık beslerdik.
Benim en çok dikkatimi çeken resim ve matematik defteri olmuştur. Resim defteri yine günümüzdeki gibiydi. Aşağı yukarı şeklinden ne işe yaradığı belli oluyordu. Ya matematik defteri o öylemiydi ya? Bu günkü teksir kâğıdının iki misline yakın kalınlığında, sarıya çalan sütlü kahverenginde, çizgisiz şekildeydi. Babalarımıza göre adı “hesap defteri” idi. Biz elimizdeki ağaçtan yapılmış cetvellerle kendimize göre çizgiler çizer, süslemeler yapardık. Erkeklerin defteri kızlara göre daha sade olurdu. En azından içinde çiçek resimleri olmazdı.
Diğer bütün defterler, beyaz kâğıttan olmasına rağmen matematik defterinin teksir kâğıdından oluşu, hem deftere hem de o derse ayrı bir kıymet kazandırırdı. Çünkü diğerlerinin adı defter, onunki ise matematik veya hesap defteri idi. Matematiği iyi olanlara “hesabı guvetli” denirdi ve hesabı kuvvetli öğrenci olmak ayrıcalıktı.
Matematik defteri dışındaki diğer defterler her ders için kullanılabileceği gibi eksikliğini fazlaca hissetmezdik. Kalın bir defterin önü başka, arkası başka bir ders olabilirdi. Matematik defteri öyle miydi ya? Tükendiği zaman yenisini temin etmek hayli müşkül bir işti. Hele taşrada okuyanlar için hepten zordu. Bu yüzden hem idareli kullanmalı hem de biteceği zamanı iyi kestirmeliydi.
Hesap defterini düzenli tutmak öyle her babayiğidin harcı değildi. Önce problem yazılacak, sonra çözümü hemen altına yapılacak, şayet varsa öğretmenin açıklamaları en anlaşılır vaziyette not edilecek ve altı kalın bir çizgiyle çizilecekti. Soru başka, çözüm başka sayfada olmayacak; ileriki zamanlarda çalışmayı ve tekrarı zorlaştıracak her engel ortadan kaldırılacaktı. Velhasıl hesap defteri tutmak öyle kolay bir iş değildi.
Şimdi ne hesap defterinin kıymeti kaldı, ne de diğerlerinin. Kitapların bile bir işe yaradığı yok. Her şey birkaç şıktan birini doğru işaretlemekten öteye gidemeyen bir sisteme bağlı. Kitabın ve defterin eski kıymeti ve ağırlığı kalmamış. Renkli plastik boncuklar, fasulye tohumlarının ve ağaç çubukların yerini aldı ve her şey sunileşti. Matematik defterinin sunileşmesi gibi…

Yorum Ekle