KRALIN BİLE TAHAMMÜL EDEMEDİĞİ “KRALCILAR”

0

 

Bir organizasyonda en gereksiz profil kimdir deseler, şüphesiz ilk sıralarda olur kraldan çok

kralcılar.

Nasıl bir varoluş amacıdır bu? Akıl almıyor…

Organizasyonun dinamiklerini bildiği için olabilecekleri öngörmek ya da vizyonu ile öneride

bulunmak başka şey, kralın bile tahammül edemediği şekilde kralcı olmak başka şey.

En önemli nokta, bu duruma izin veren “kurum kültürü” bana kalırsa.

Evimizde, iş yerimizde, sokakta, orada burada her zaman her yerde “bizim gibi olmayanlar”

ya da zor diye nitelendirdiğimiz insanlar olacak.

Hayat böyle bir şey zaten. Denge kurabildiğimiz, uzlaşabildiğimiz kadar huzurla bir aradayız.

Birbirinden farklı insanları, farklılıklarını gözeterek aynı potada eritmek sağlam bir liderlik

ister.

İşleri delege etmek, inisiyatif vermek ile kralcı büyütmek arasında öyle ince bir çizgi var ki…

Sağlıklı bir kurum kültürü ve lider ruhlu yöneticiler bu tür insanlara çanak tutmuyor. Aklı

SELİM olanlar en güzel örneğidir aslında bu duruma.

Kraldan çok kralcı olanların, “eline güç verilince tozu dumana katabilecek” profiller

olduklarına inanıyorum. Bir şey yapmayıp yapıyormuş gibi görülen tiplemelerdir aslında buna

en güzel örnek

Bu profiller nasıl tanınır ki?

Benim penceremden şöyle:

–           Mahallenin muhtarıdır.(Muhtar kelimesi burada mecazi anlamda kullanılmıştır.)

–           Sen şimdi bilmezsin, biz burada öyle yapmıyoruz, bizde böyle değil ile başlar söze.

–           Kayıtsız şartsız, yorumsuz, mantıksız bağlılık (ya da bağımlılık) yaşar.

–           Özgüven ve yaratıcılık yerlerdedir.

Küçük dağları ben yarattım duruşu ile aslında tek görevin düzen korumak olduğunu sanırlar.

Peki, neden bu kadar sorgusuz sualsiz düzen koruma ısrarı? Çünkü bu kişiler bulundukları

kurumdan başka bir yerde varlıklarını sürdürebileceklerine inanmazlar. Güçlü ve güvenli

hissetmezler. Aidiyet ve sığınma (emin olma) ihtiyacı ile sıkı sıkıya sarılırlar krala. Onun

sayesinde var olur ve güçlü hissederler.  Düzenin sağlığı, olanın olduğu gibi sürmesi, onların

hayrınadır, çıkarınadır.

Güçten beslenip güçlü durmak yerine nasıl daha fazla güç katarım olmalı asıl hedef.

Muhakeme yeteneğini kaybetmeden!

Her şeye evet deyip, mutlak doğru kabul edince “kendi” olmuyor ki insan…

Herkes beni sevsin değil, ben doğruyu yapayım seven sevsin demek lazım.

Gelişmek, üretmek, büyümek için farklı düşünenlere, tüm öğrenilmiş çaresizliklere rağmen

“olsun yaparız” demelere ihtiyaç var.

Artık  kraldan çok kralcıların değil de “kral çıplak diyebilen”lerin devri olsun.

Tüm “meli, malı”lar gerçekleşebilsin diye. Bütün öngörüler ve öneriler gerçekle bütünleşsin

diye.

“Yenilik, değişim ve başarı” eğip bükmeden, dosdoğru, problemi çözümü ile dile getirenlerle

gelecektir. Aklı SELİM ile hareket edenler ve yurtlarından ER çıkaranlardır buna en güzel

örnek.

Bunu hala fark edemediysek, bunca değişim çabası niye?

 

Kralın aldığı riske girmeden kralın imkânlarından faydalanarak, hayatının baharını yaşayan

insanlarca yaşayan bir durumdur aslında .’’KRALDAN ÇOK KRALCILIK’’ düşüncesi.

Bu durum desteklediği kişi, kendi çıkarlarını desteklediği sürece geçerli bir durumdur ve

çıkar çatışması başladığında son bulur.

Hacı_Şakir

Yorum Ekle