KOCA ŞAPKA…

0

“Uzun yaşamak” insanımızın ilgisini çeken en önde gelen konularından biri. Günümüzde “sağlıklı yaşa, dinç ol” gibi isimlerle piyasaya sürülen kitaplara olan tercihin altında yatan saik sağlıkla birlikte ondan önce düşünülen uzun yaşama isteği ve arzusudur.

“Koca şapka” ismiyle maruf Mehmet Amca, ilçemize kuruluşunda gelen karadeniz kökenli, uzun yıllar inşaat ustalığı, marangozluk yapmış, giymiş olduğu fötr şapkasından dolayı “Koca şapka” ismiyle tanınan bir büyüğümüzdü.

İlçemizin en uzun yaşayanlarındandı. Ömrünün son yıllarında işleyeceği odunu bulduğunda ondan tahta kaşıklar yaparak gönül hüneri coşan, Allah’ın verdiği uzun ömrün kalanını tahta kaşıklar yaparak ve onları dostlarına hediye ederek, çevresini mesut eden ilçemizin güzel insanlarından “Mehmet Aydın” amcayı, 17 Ocak 2017 günü 103 yaşında kaybettik.

Yıllar önce Almanya dönüşü Cüneyt Arkın benzeri yakışıklı, ilçemiz gençlerinin sevilen simalarından oğlu Fikret’i İzmit yakınlarında bir trafik kazasında kaybetmiş. Daha sonra da hayat arkadaşı, eşini… Çocuklarının da evlenip yuvadan uçmalarından sonra yalnız kalmıştı Mehmet Amca…

2013’ün güneşli bir Nisan günü yaptığımız sohbette tahta kaşık yapacak odun enva-ı bulamadığı için şu sıralar boş oturduğunu, bu nedenle ellerinin antremansız, kendisinin de işsiz kaldığından dert yanmıştı. Ve de yaşlılığın kahırlı yanı olan yalnızlıktan, kapısının kimse tarafından çalınmamasından şikayet etmişti Mehmet Amca…

Kalemini beğendiğim yazar Ali Çolak uzun yaşama mevzunu zeytin ağacı üzerinden araştırmış… Yazarımız uzun yaşama konusunda kimsenin ağaçların eline su dökemeyeceğini, Zeytin ağacının yaşama tutkusuna hiçbir ağacın erişemeyeceğini ve de Mersin’in Mut ilçesinde bir zeytin ağacına 1300 yıllık bir ömür biçilmiş olduğu bilgisini verdikten sonra “imparatorluklardan uzun yaşamış bir ağaç karşısında nasıl hayret duymaz insan” diyor ve devamla: “Gidip görmeli, konuşmalı onunla. Bir delice zeytinden bu günlere nasıl geldin? demeli. Ne savaşlar, ne yangınlar, ne göçler gördün? Ne çok bahardan geçip geldin, ne rüzgarlar işittin, ne yağmurlar vurdu gövdene? Zamanı gördün mü, geçerken? Nasıl dayandın, hiç mi keder bilmedin?”

Biz de yazarın zeytin ağacına yönelttiği sorulara benzer, uzun yaşamayı, ihtiyarlığı, yalnızlığı sorduk 97 yaşındaki Mehmet Amca’ya…

“Herkes çok yaşasın da ihtiyarlığı anlatsın.. Ama herkes anlamaz, herkes anlamaz…” sözleriyle başladı Mehmet Amca anlatmaya; “Kolay iş yok, çok zor. 97 senedir bakıyorum. Ne öğrendim ki. 38 senedir yalnız yaşıyorum. Yalnızlığa alışmak mesele. Hanım öldü lal oldum, kör oldum, kulaklarım sağır oldu. Çoluk çocuğun rahatını bozmamak için ikinci evliliğimi yaptım. İkinci eşim Azerbaycanlı bir doktordu. Benden otuz yaş küçüktü. Sana bir şey olursa ben ne yaparım deyip ayrılmak isteğinde bulundu. Ben de hemen avukata haber verdim. Ayrıldık. Çok kibar, anlayışlı kültürlü bir hanımdı. Ağlaşarak ayrıldık.”

Mehmet Amca ayrıldığı eşinin Azerbaycan’a döndüğünü eşinin çocuklarının İstanbul’da yaşadıklarını söyledikten sonra elinde tuttuğu bir kağıdı göstererek” Bomboş dünya, şu kağıt parçası kadar değeri yok. Ancak çok dikkatli olacan, insanlar içinde kendine iyi dedirtmek şu dünyanın bütün parasına değer.” nasihat içeren sözleriyle tamamlayıp, uzun yaşamanın sırrını ifşa eden bir cümle “Tamah etme, ye iç” tavsiyesiyle ve mensubu olduğu yörenin türküsünün sözleriyle konuşmasını bağladı.

Mısırı kuruttun mi
Ambara duruttun mi
Nenen çarık giyerdi
Bunlari unuttun mi

Büyüklerimizi kaybettikten sonra biraz da kapıları kapanan baba evlerinden bahsedelim. Baba evleri yaşayanlar için saadet ve mutluluk mekanlarıdır. Orada insan huzurlu ve rahattır. Evin büyükleri kaybolup gittiklerinde o huzur kaynağınız size, dilsiz eşyalar, karanlık yüzleriyle bir garip görünür.

Anadolu erkekleri eşlerini tanıtırken, “ev sahibi” diye hitap edişlerinin altında evet ev “baba evidir” ama evi çeviren yöneten eşinden bir adım geride kalmayı tercih eden vefakar, cefakar analarımızdır. İşte evin büyükleri gittikten sonra ev sahibi ve babanızdan o evde kalan sadece yaşanan hatıralar ve suskun eşyalardır.

Bizleri eşyaya bağlayan onun maddi değerinden çok hatıralarıdır. Çocukluğumuzun, aile büyüklerimizin, dostlarımızın eşyalara sinmiş hatıraları onları bizim için değerli kılar. Onları saklama gibi bir düşüncemiz hatıralarının kaybolmasını önlemek içindir.

Evet eşyaların da dili vardır. Onlar da konuşurlar. Ancak bu dili sadece hatıralarla dost olanlar anlarlar. Mehmet Amca’nın el hüneri, göz nuru, yürek sıcaklığı ile emek verip hediye etmiş olduğu tahta kaşıkları bu düşüncelerle değerli bir hediye olarak muhafaza edeceğiz. Güzellik ve iyilikle anacağız.

İlçelerin renkli kişileri vardır. Onların o ilçede yaşadığını bilmek bile, size umut ve yaşama sevinci verir. Ara sıra ziyaretleri ve bu ziyaretlerde seslerini duymak içinizi ısıtır. İşte o insanlardan biridir Koca Şapka Mehmet Amca…

Mehmet Amca’ya Allah’tan rahmet ailesine, sevenlerine baş sağılığı diliyorum ve onun şöyle dediğini hissediyorum; “Çok yaşadım ama çok acılar gördüm.” Bizi anan dostlar hayatta oldukça bizler yaşamaya devam edeceğiz.

Yorum Ekle