HAK VE ADALET…

0

Adalet zulmün zıttıdır. Herkese hakkını vermektir. Mevlana’ya göre her şeyi yerli yerine koymaktır. Gülü sulamak adalet, dikeni sulamak zulümdür.

Sokrates 2400 yıldır unutulmuyor. Tarihimiz hak ve adaleti  anlatan anekdotlarla dolu.

Kanuni Sultan Süleyman sarayın bahçesindeki armut ağaçlarını kurutan karıncaların öldürülmesi için Şeyhülislam Ebussuud  efendiden beyitle fetva istiyor.

Dırahta ger ziyan etse karınca
Zararı var mıdır anı kırınca
(Ürünlere zarar veren karıncaları öldürmekte  zarar var mıdır?) diye soruyor Şeyhülislama.
Ebussuud Efendi de Kanuni’ye beyitle cevap veriyor.
Yarın Hakk’ın divanına varınca
Süleyman’dan hakkın alır karınca

Evet geçmişin insanları terk-i adaletten korkarlardı. Çünki bilirler ve inanırlardı ki Sultan Süleyman bile olsan hesap verilecek ilahi bir mercii var.

Tecdid-i gayret için  tedbil-i mekan ve zaman içinde  yaptığımız tatil süresinde yeni emekliye ayrılan hakim enişteyle  yargı üzerine  olan  sohbetimizde bana anlattığı bir anıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde  bir dağ köyüne  tapulama davası için katiplerle birlikte, arabanın gidebileceği  yere kadar arabayla, gidilemeyen yere de  yaya olarak  gittik. Tarlanın davacısı bir kadın. Keşif yapıldıktan sonra dava ile ilgili katiplerin yazma işlemi devam ederken yanlarına elinde  sarı sarı üzümlerin  dolu olduğu  bir sepetle  karşıdan bir genç yaklaşıyor. Dava ile ilgili işlem  devam ettiği için  gayrı ihtiyari  eliyle yaklaşma manasına gelen  bir el işareti  yapıyor. Elinde bir sepet  üzümle  gelen çocuk  davacı kadının oğluymuş. Davacı kadın  hakimin  gelme manasına gelen  el işaretinden sonra oğluna çıkışıyor ve şöyle söylüyor:

-Oğlum!.. Ben sana bizim hakimlerimiz  hediye ikram kabul etmez, rüşvet yemezler dememiş miydim…

Hukukun adaletli yargıçlarını  tenzih ederek söyleyelim, milletimizin geçmişte adalete yargıya, yargı mensuplarına  bakışı böyleydi. Şimdi basından okuyoruz , belki ironi yapıyorlar ama ”Avukat tutma, hakim tut”  diye yazabiliyorlar.

Bir ülkede Anayasa % 51 çoğunlukla kabul ediliyor, muhalefet lideri yüzlerce kilometreyi hak hukuk adalet sloganlarıyla yürüyorsa önceki anayasa başkanı yargıyı eleştiriyorsa o ülkede adaletle ilgili bir sıkıntı var demektir.

Eski Anayasa mahkeme başkanı Haşim Kılıç yüksek yargı organları başkanlarının Cumhurbaşkanı ile yaptıkları yurt gezilerindeki görüntülerden duyduğu rahatsızlıkla eleştiride bulunmuştu.

”Yargıçlar çok çeşitli nedenlerle  yeterince adaletli olmayabilirler. böyle dönemler yaşanabilir. Ama yeterince  adaletli  olamıyorlarsa bile adaletli görünmek durumundadırlar. O yüzden bu görüntüleri  doğru bulmuyorum. Yargı organlarının başkalarının bu tür seyahatlere gitmeleri fevkalade yanlıştır. Kuvvetler ayrılığının en iyi uygulandığı ülke Amerika’dır. Başkan salona girdiğinde yargıçlar asla ayağa kalkmazlar, konuşmasının sonunda da asla alkışlamazlar.

Yargıtay eski başkanı Prof. Sami Selçuk’un 2000 yılında  adli yıl açış konuşmasından kara kaplı defterime not aldığım bazı düşünceleri bugün yargıda yaşanan sıkıntılara verilmiş bir cevap sanki…

“Diplomasını duvar süsüne dönüştürmüş, “Bilim Başka Uygulama Başka” saplantısına teslim olmuş sorumsuz hukukçularla elbette bir yere varılamaz”

Bilim der ki : Siyaset soylu ve özverili bir kamu hizmetidir.Ama bir tutamcık siyaset yargıya ,yargılamaya karıştırılırsa virüse dönüşür. Yargı hastalanır,kirli adalet salgılar.

Hukukta Hukukun üstünlüğü ilkesi vardır. Üstünlerin Hukuku diye bir ilke yoktur.

Kuşkulu, en ağır eylemle suçlansa bile her şey den önce bir insandır.Adı üstünde kuşkuludur.Yani ne suçludur ne de hükümlü.Bu yüzden ön soruşturma gizli yürütülür.Söz konusu gizliliğin gerekçesi ise çok insancadır.Kuşkulunun öz saygısı ,şerefi örselenmemeli.Suç işledikleri sanılan insanlar incitilmemeli , lekelenmemeli , soruşturma asla bir güç gösterisine dönüşmemeli.

Demokratik devletin okullarında ÖĞRENİM vardır EĞİTİM değil…

Sokrates’in eylemleri Atina yasasına göre suçtu.Sokrates her kese açıklık , doğrudanlık, yüzyüzelik , sözlülük ilkelerinin uygulandığı öylesine başarılı bir yargılama sonucunda hüküm giydi ki ,uygarlığın bu yargılamayla başladığı ileri sürülmüştür.Ancak düşüncenin cezalandırılamazlığı unutulmuştu.Bu yüzden Sokretes’i yargılayan 502 yargıçtan hiçbirinin adını bilmiyoruz ama 2400 yıldan beri hükümlü Sokrates’i halk konuşuyor Atina adaleti ise suçlanıp duruyor.

Yargıçlar doğacak siyasal sonuçlara göre değil, yazılı hukuka göre karar verirler.

Yargıçların ülkeyi ,siyaseti,toplumu kurtarmak diye bir görevleri yoktur. Onların görevi hukuku kurtarmaktır. Ülkeyi kurtarmaya kalkışırlarsa yargıçlar hukuka göre karar vermemiş, hükümet etmiş olurlar.

Bir ülkede insanlarda, “Davayı açanlar ; Hukuka güvenerek dava açmadılar, hukukçulara güvenerek dava açtılar” kanısı yaygınlaşırsa bu bir yıkımdır.

Unutmayalım yasa maddeleri, uygun zamanlarda istediklerimizi vurmak için elimize tutuşturulan silahlar değildir.

Başına buyruk olanları hukukun içine çeken biricik güç yargıdır.Başı darda olanların , ezilenlerin iki sığınağı vardır; Hukuk ve bağımsız yansız yargı.Bu sığınaklardan yoksun toplumlarda hiç kimse yarınına güvenemez. “Berlin’de yargıçlar var “ diyemez.

Ez cümle Adalet, Devletin temelidir.Bu bir gerçeği ifade ediyor ,adil yönetim sergileyen devletler uzun süre yaşamışlardır. Adaletten uzak yönetilen devletlerin ömrü kısa olmuştur.Adaletin güçlü olduğu yerde devlet de güçlüdür.

Milletimiz bağımsız, tarafsız,adil ve hızlı işleyen bir yargının özlemini duyuyor. Kavuşmak niyazıyla …

Yorum Ekle