GERÇEKLER ACIDIR BEDELİ İSE ÇOK DAHA AĞIR

0

Sevgili okurlar. Son zamanlarda  şiddeti  son haddine varan bölücü saldırıları ve tahrikleri hep birlikte izlemekteyiz. Hatırlarsanız bir önceki yazımda  DTP’nin ve PKK’nın tahrik eylemlerinden bahsetmiştim ve bu eylemler şu günler için ne yazık ki hat safhaya ulaşmıştır. Türkiye cumhuriyetinin başbakanı bile doğu ve güneydoğu bölgelerindeki gezilerinde sürekli örgüt yandaşları ve milislerin protestolarına maruz kalmıştır. Bu arada milis nedir diye sorarsanız, milis silahsız terörist demektir, hani o elini kolunu sallayarak taş atan, dans ederek askerimizi, polisimizi taşlayan   hainlerdir. Bir anlamda örgütün  şehir kadrosu demektir.


 


Şimdi kendi kendimize soruyoruz örgüt bu duruma nasıl getirilmiştir? Sıfır noktasına düşen örgüt saldırıları ve eylemleri son 4 senede neden bu derece hız kazanmıştır? Sıradan bir belediye başkanı bile ülke  başbakanını tehdit edecek hale gelmiştir ve bu insan  oradaki masum insanlar üzerinde örgüt baskısı kurarak halkı eylemlere sürüklemiş,  bölücülük adına bir çok eylem ve demeçlere imzasını atmıştır. Dokunulmazlık zırhının içindeki DTP’li vekiller maaşını bile ihanet ettiği bu ülkenin insanlarından alan, bu ülkenin her türlü nimetlerinden faydalanan bu hainler.. Kendilerine bu ülkede kimseye ayrımcılık yapılmadığını, herkesin aynı hakka sahip olduğunu göstermek için  meclis gibi bir yüce bir organda yer alma hakkı gibi büyük bir şerefi  kendilerine layık gören devletimize,  milli birlik ve beraberliğimize karşı her türlü saldırıyı çekinmeden gerçekleştirmişlerdir.  Bölücü saldırgan tutumlar bölücü demeçlerle meclisi adeta örgütün   propaganda üssü olarak kullanmaya başlamışlardır.


 


Bu vekiller barışçı birlik beraberlik yolunda  adımlar atmak yerine, arkasına aldıkları örgüt gücü ve AB yandaşları ile bütün konuşma ve verdikleri tüm demeçlerinde halk üzerinde baskı kurarak ayaklanma başlatma çabasına girmişlerdir.


 


Son zamanlardaki olaylarda gerek Van, gerek Hakkari’de ki eylemlerde halkın örgütten   nasıl korktuğu  ve bölgede istikrarın kalmadığı DTP’nin halkın üstündeki baskısı ve olaylarda kışkırtıcı güç olarak sahne aldığı gözler önüne serilmiştir. Bir esnaf bile kepenk açamamıştır. Oradaki amaç bellidir, büyük provokasyon yaratmak. Çatışma ortamı yaratıp  içlerinden bir kaçını güvenlik güçlerimize vurdurarak  dünya kamuoyuna  Kürt insanlarını ezilmiş, işkence, zulüm gören bir halk olarak göstermektir. Yani orda 3-5 kişi vurulmuş olsa aynı gün onların bütün fotoları Avrupa gazetelerinde yayımlanacaktır. Kürtler eziliyor, Kürtler aç, Kürtler işkence görüyor… Bütün mücadeleleri bu şekilde ülkemizi dış güçlere baskı altında tutturmaktır. Bu hainler provokasyonu çok sever, başardıkları en güzel şey budur. Sizler de internet kullanıcı iseniz,  örgüt yandaşı internet sitelerine bakarak olayların dünya kamuoyuna nasıl  gösterildiğini açık açık göreceksiniz. Güneydoğu’da görev yaptığım zamanlarda karşılaştığım bir olayı anlatıyım: Güvenlik amaçlı çıktığımız bir arazi bölgesinde  delik deşik edilmiş bir minibüse rastladık. İçinde iki kişi, birisi yaralı, birisi ölmüş. Hafif yaralı şahısın tedavisini tamamlayıp ifadesini aldıktan sonra bu şahısların milis güç olduğu, dağ kadrosu ile aralarındaki para alışverişi yüzünden çıkan tartışmada teröristler tarafından tarandıkları ortaya çıkmıştır. İşin ilginç tarafını açıklayalım, o tarihlerde bölgede örgüt tarafından gizli şekilde basılıp dağıtılan bir dergide olay için şöyle denmiş:  T.C.  güçleri halk minibüsünü taradı, bir kişi öldürüldü, bir kişide kayıp. Yorumu kendiniz yapın artık.


 


 Yıllardan beri  kendini aydın sanan  ve  örgüte dışardan destek veren bazı çevreler, sivil toplum örgütleri ile örgüt gölgesi altındaki siyasi partiler, doğu insanının ezilmişliğini, doğunun kalkınmadığını, doğu insanına ayrımcılık yapıldığı gibi söylemler ve yazılarla örgüt faaliyetlerine ve bölücülük hareketlerini dünya kamuoyuna duyurma çabası içinde olmuşlar. Gerekçe olarak da bu tip yalan söylemleri kullanmışlardır. Ama görünen şudur ki;  oradaki halk  bölücü eylemleri için bir araçtır. Son günlerde de yaşanan olaylar sivil halkı ve çocukların ortaya atılması yine aynı sinsi planın bir parçasıdır.  Amaç halk ile güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmek, büyük provokasyonlar yaratmak ve dünya kamuoyuna ihanetlerinin yalan gerekçesini göstermektir.


 


Bizlere düşen eleştirmektir, noksanları bulup söylemek. Bu olaylar için söylenilecek tek şey şudur:  Ordumuzun   terörle her türlü mücadelesine rağmen terörle siyasi  anlamda mücadele gerektiği şekilde yapılmamaktadır. Bütün mücadele ordumuzdan  beklenmektedir. Ordumuz siyasi destekte yalnız bırakılmıştır. Hükümetin bir an önce terörle mücadele yasalarını değiştirerek ordu ile koordineli bir çalışma başlatması, yaşanan bu üzücü trajedik olaylar için acil bir çözüm üretmesi  gerekmektedir.


 


 Bu ülke, bu vatan bizimdir. Hem de hiç bir ülkenin hak etmeyeceği kadar. Bunu da  neden söyledim? Yabancı bir dışişleri  yetkilisi ülkemize yaptığı İstanbul seyahatinde bakmış İstanbul’a o boğazın güzelliğine  demiş ki;  “Türkiye öyle güzel bir  ülke ki Türklerin hiç hak etmediği kadar”  O yüzden gerçekleri hiçbir zaman görmezlikten gelmeyelim, unutmayalım ki;  gerçekler acıdır, bedeli ise çok daha ağır…

Yorum Ekle