“GELECEK, GEÇMİŞE İPOTEKLİDİR!”

0

Eminim ki; Dünya var olalı beri, insanların hiç düşünmediklerini, düşündüklerini ifade etmediklerini, yazmadıklarını, yazdıklarını paylaşmadıklarını, tecrübe ve birikimlerini sakladıklarını, kitap haline getirmediklerini, bir sonraki kuşağa anlatmadıklarını, aktarmadıklarını söylesem, okurların ekserisinden tepki göreceğimi sanıyorum. Hiç olmazsa fikri düzeyde az çok tepki toplayacağım…

Eğer, böyle bir mevzuda tepki görmez isem, haliyle müteessir olacağım, efkarlanacağım, hayret edeceğim, şaşıracağım; gözlerimi bir noktaya dikip  çok uzaklara, bilmediğim diyarlara dalıp gideceğim…

Çünkü, akletmek, düşünmek, ifade etmek, insana fıtraten verilmiştir…

Rahle-i tedristen geçsin veya geçmesin, aklı başında bir insanın, herhangi bir konuda fikir beyan etmesi, düşüncesini serdetmesi kadar tabii bir şey yoktur…

Bu itibarla bu sefer, yazımın devam eden kısmında, günümüzde veya daha önceki devirlerde hayatın içinden ha sükunetle, ha huşunetle; yaşadığı yılların zaman tünelinden gah alkışlarla, gah sessizce geçen, geçip giden ancak dünyaya izler ve sözler bırakan insanları, olayları, hal ve durumları konu birliği gözetmeden okuyucularla buluşturmak istiyorum…

Te’vile, yoruma gerek kalmadan arz edeceğim. Okuyucu kendi gönlünde tartacaktır, mutlaka yorumunu yapacaktır…

*
Dücane Cündioğlu ile başlayalım;

“Bazen düşünmenin çok az insana ilişmiş bir hastalık olduğuna inanırım; çoğunluğu irkilten bir hastalık…”

*
Hz. Ali ile devam edelim;

“Hayattaki tüm acıları tattım ama, insanlara muhtaç olmaktan daha acısını görmedim!”

Yine Hz.Ali’nin kıymetli bir sözüne kulak verelim;

“Nerede bir bolluk görsem, onun yanı başında mutlaka çiğnenmiş bir hak görmüşümdür.”

(Hz. Ali’ye isnad edilen hutbe, nutuk, mektup ve sözlerini Seyyit Razi Nehcü’l Belağa adıyla bir kitapta toplamıştır.)

*
Necmettin Erbakan’ın her sözü değerlidir;

“Korkarım ki; beni anladığınız vakit, dövecek diziniz de kalmayacak!”

*
İsmet Özel’in düşünce ikliminden yürüyelim;

“Hak yemek, sol el ile yemek yemek kadar önemli olmadı bu ülkede!”

*
24 Ağustos 1942 Pazartesi tarihli Tasviri Efkar Gazetesi, akıp giden zamana rağmen kendisine kulak verenlerle hala konuşuyor:

-Ne için yaşadıklarını bilmeyen insanlarla yaşamak güçtür…

-Gök Okulunda yetişen havacılarımız, Türk emeği ile yapılan uçaklarla uçuşlar yaptılar…

-Yeşilköy’deki Nuri Demirağ Gök Okulu; dün, Türk gençliğinin havacılık sahasındaki yüksek kabiliyet ve kudretini gözlerde canlandıran mükemmel bir tören yaptı…

*
Ali Paşa (1815-1871) :
(5 kez Sadrazamlık ve Hariciye Nazırlığı yapmıştır. Ölmeden bir kaç ay evvel Eylül 1871’de Sultan

Abdülaziz Han’a ‘Şevketlü Sultanım’ diye başlayan bir ‘Siyasi Vasiyetname’ yazıyor. Aşağıdaki parağraflar, bahse konu Vasiyetnameden alınmıştır.)

“Halkın menfaatlerini korumak için tayin edilenler, vazifelerini suistimal etti. Halkın çaresizliğinden istifade ederek yüksek makamların gözüne girdiler ve halkı soyarak servet yaptılar.
Yönetimde şahsi menfaat tek düşünce oldu.”

“Dışarı ile ilişkilerimizin yüzde doksanının iç işlerimizle ilgili olduğu görülecektir.”

“Kapitülasyonları da ele almamız lazımdır. Bunlar, hayatımızı baskı altında tuttuğu gibi faaliyetlerimize de mani olmaktadır.”

“Bunlar, vicdanımızdan gelen tecrübenin gösterdiği yollardır…”

*
Rıfat Ilgaz gibi bir yazarı da anımsamak gerektiğini düşündüm;
“Bilsem ki kimsenin parmağı yok bu sürüp giden işkencede;
kılım bile kıpırdamadan bir sabah çekerdim darağacına kendimi
bilsem ki suç bende…”

*
İran toprakları her dönem önemli insanları yetiştirmiş verimli, mümbit topraklardır. Ömer Hayyam, Fahreddin Razi, Sadi Şirazi kadar değerli bir insan Farid Farjad. Ülkesinde yaşamıyor, yaşayamıyor. Dünyaca ünü, şanı, şöhreti olan bir müzisyen. Virtüöz…
Sözlerini önemli, kıymetli buldum, buluyorum.
Diyor ki;

“Güzel konuşmak; İnce düşünmek; Halden anlamak; Sevmek; Düşeni kaldırmak; Ağlayanı güldürmek; Sarılmak;
Hep bedava, biliyor musunuz?”

“Tam uyuyacaksınız, bir ses, bir çığlık… Çocuğunuz ağlıyor. Ne mutlu ki size, o yaşıyor…

Dünyanın başka bir yerinde şu an, çocuklar ölüyor…”

“….. Tüm bunlar iktisadi bir oyun olmasa, Amerikalı bir ailenin sekiz arabası olmazdı. Onların yemek artıklarıyla bir Afrika kıtası doyabilir…”

*
Dostoyevski, Suç ve Ceza romanında diyor ki;

“İktidar, ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir.”

*
Abd Cia Türkiye eski şefi Paul Bernard Henze (1924-2011) 2006 yılında Beyaz Saray’a sunduğu raporunda şu sözlere yer vermiş:

“Ülkeyi kuranlar, denetim mekanizmasını çok sıkı tutmuşlar. Hükümeti ikna ettiğimizde Meclis, Meclis’i ikna ettiğimizde ordu; orduyu ikna ettiğimizde yargı karşımıza geçebiliyor.”

“Bir kişiyi ikna etmek, birbirini denetleyen yapıyı ikna etmekten daha kolay olacaktır.”

*
Son Söz; duayen iktisatçı ve yazar Ege Cansen’den bir cümle olsun:

“Gelecek, geçmişe ipoteklidir!”

Enver SEYHAN

18.07.2018

Yorum Ekle