EBEDİ ÂLEME YÜRÜYENLERİ YAZMAK ZORDUR…

0

 

 

 


Kapıya kim gelirse gelsin,  amacını gerçekleştirdikten sonra ayrılacaktır. Her sabah çok farklı duyuş, düşünüş ve umutla dışarı çıkanlar akşam nasıl döneceklerini çoğu kez düşünmezler.


 


Günün kendi içinde olumlu ve olumsuz dakikalarını alır ve akşamın karanlığına kalmadan eve ulaşanlar bir tatlı söz, güzel bir karşılanışı beklerler.


 


 Ya da kapıya kendi sessizliğinde yaslanışın anahtar sesliliğinde giriş sonrasındaki kanepe uzanışına kadar yorgunluğun tende birikimini dışarı atma dinlenişine kendini teslim edişle beraber derinden bir nefes alışın rahatlığında vakte merhaba demek ne güzel.


 


Kendimizi öylesine yoruyoruz ki çoğu kez nedenlerin cevabı içimizde cevapsız kalıyor. Tamamlanamayan eksikler, yapılamadı denilenler, akşam yorgunluğundaki tartışmaların devamında geri gelmeyen günler, kırılan kalpler, geçmişin derinliğindeki ve geleceğin bilinmezindeki mevsimler ortasında ki hayatımız.


 


İkindi sonrasında kendi seyrinde yürüyen adımların akşama el uzatışı, yatsıya niyetlenişi ve tatlı gülümseyişin yarınların tahlilinde sonu görmesinden başka bir şey değildir. Ailemizde ve etrafımızdaki ölenleri hatırlamak bizi duaya götürmektedir.


 


Canımız ne kadar bahar isterse istesin mevsimler kendi seyrinde yürümektedir.


 


“Her canlı ölümü tadacaktır.” [Enbiya – 35]


 


           Duyduğunuz zaman yüreğinizin burkulduğu, sessizce iç çektiğiniz, “keşke” dediğiniz ayrılıklar vardır. Ebedi âleme yürüyenler. “Ecel gelince, baş ağrısı bahane.” Denilen noktada eliniz ayağınız tutulur da kelimeler karaborsa olur konuşamazsınız.


 


“Ölenin kıyameti kopmuştur.” [Buhâri Müslim]  “Dünya hayatında insanın ki azın azıdır.” Denmiştir. Bu çok kısa sürede Rabbini razı eden işler yapıp da vefat edenlerle etmeyenlerin karşılaştırılması yerinde olsa da insan kendi beyniyle yolunu tayin edecektir.


 


Bilinir ki, hasret sevgiliye kavuşmakla bitecek.


 


“Ölüm büyük şey, budur perde ardından haber,


Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber.”


 


Ölümle ilgili insanı rahatlatan ve aşırı derecede üzen yazıları çok okudum.


 


 Aile içindeki ölümler beni çok üzdü. Ölümden sonra izahında zorlandığım acılarda


baş başa yaşamanın kelimelerle ifadesizliğini bilirim. Bu gün dahi her saniye benimle yaşayan kalıntıların kendi seyrindeki yolcuğuna iştirak edemiyorum.


 


Ölüm sonrasında milyonlarca yeni ölümler yaşanıyorsa izahı mümkün olabilir mi?



        Bilirim  Allah En Güzel Yaratıcıdır.”


 


Sağlıklı olmanın tadını ve lezzetini hastalıklar hatırlatır. Sıcak ve soğuğun farklı farklı artıları ve eksileri olduğu, iyi ve kötünün tahlillerinin netleşmesi insanı sağlıklı yarınlara aktarmaktadır.


 


Çekirdek toprak altında yeşerir mi,  çürür mü, ikilemini birlikte düşünmek gerek.


 


Bilinir ki çekirdeğin, ağaç olarak boy atması, tohumun bir çiçek olarak açılması, insanın ölümü de sonsuza adım atması ve ebedi bir hayata geçmesidir.


 


Çünkü Allah’ın bir ismi “Muhyî”dir (hayatı verir), diğer ismi de “Mümît”tir (ölümü verir).


 


Ölümü ve ölümleri yazmak zordur. Sürekli bu yazıları yazmaktan kaçınan biri olarak mecburiyetler beni duygulandırmış, kendi sessizliğimde gözyaşlarımla baş başa bırakmıştır.


 


Geçtiğimiz günlerde sessizce aramızdan ayrılan yazar-şair ve devlet adamı Rıza Akdemir 1978 yılından itibaren yakinen tanıdığım ve az görüştüğüm bir ağabeydir. Tokat Reşadiye, Artova ve Niksar kaymakamlığı dönemindeki çalışmaları onu aynı ilde senatör adayı olmasına neden olmuş, çok az bir oyla seçilememiştir.


 


3. Uluslararası Çanakkale Şiir Akşamlarında Yavuz Bülent Bakiler’e Türkiye Üniversitelerinden ilk defa Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi senatosunun aldığı kararla Fahri Doktora verildi. İşte orada 57 yıllık dostluğun onur konuğu Rıza Akdemir olsun istedim. Yavuz Bülent Bakiler’in mutlu gününde yanında olsun. Hatta hocaya da haber vermedim. Sürpriz olsun istedim. Çok istemesine rağmen katılamamıştı.


 


Ogünlerde babam Tokat Devlet hastanesin de Göğüs servisi ve yoğun bakım karışımında hastanede yatıyordu. Ne kadar arzulasam da Fahri doktora töreninde bulunamadım. Ama hocayı Çanakkale’de mutlaka görmem gerektiği düşünüyordum. Bir ömrün harcandığı kutlu yolculuğun ve mücadelenin ödüllendirilmesi soncunda hocayı görmeli, göz göze gelmeli ve nasılsın demeliydim.


 


 19 Mart 2011 Cumartesi sabahı Üniversite misafirhanesinde kahvaltı yapan hoca beni görünce ayağa kalkışı, gülüşü, bana sarılışı izahsız anlardandır. İşte bu dakikalar için Ankara’ dan Çanakkale’ye geçtim. “ Nasılsın” diyebildim. Cevabını biliyordum. Sohbete başlangıç kelimesiydi. Çok mutluydu. Türkiye’de kendi adına bir ilk idi. Devamı gelecekti belki, ama o an ikimizde inanılmaz mutluluk içinde Çanakkale boğazına sıfır noktada “Şu boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi” diyen yüreğin ve ruhun duygu bütünlüğünde kahvaltımızı yaptık. En uzun kahvaltı, en güzel saatlere uzanıyordu.


 


        Bir ara “gelemedi,  burada yanında olmasını çok istedim. O da çok istedi. Rahatsızlığı nedeniyle aramızda olamadı. Selamını iletmemi istedi. Dediğimde, gözlerime bakarak “ Rıza mı” dedi. Hazırlıklı idim ”evet” dedim.


 


        Rıza Akdemir,i birçok defa Yavuz Bülent Bakiler’den dinledim. Türkiye Gazetesindeki köşesinde “Rıza Akdemir: Canım Efendim” başlığıyla yayınladığı iki yazsında da paylaştıklarını ben birçok kez dinledim.


 


        2011 Aralık ayının son günlerinde Gazi Üniversitesinde Türkçe Sevdalıları ve Kümbet altında dergisinin düzenlediği  “Türkçe’ye Tuzak” konferansı ve şiir şölenine geldiğinde Rıza Akdemir’le beraber olmuş, iki ölümsüz dost hasret gidermişlerdi.


 


Son olarak; 31 Mart 2012 tarihinde yapılan İLESAM (Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) Genel Merkez Yönetim Kurulu seçimlerinde görüşüyoruz.  Kucaklaşıyoruz. “Kısa bir süre için geldiğini” ifade ediyor. Salondan dışarıya ben yolcu ediyorum. 5-6 dakika hasret gideriyor, sohbet ediyor ve vedalaşıyoruz. Ayrılırken “KÜMBET altında dergisini ihmal ediyoruz. Artık etmeyelim. Her sayıda destekleyelim diyor. Damadı ve benim kadim dostum Fahri Temizyürek hoca aracılığı ile yazıların düzenli olarak bana ulaşacağını ifade ediyor.


 


Şimdi yazılanlar ve yazılmayanların kendiliğinden ortaya koyduğu sesli ve sessiz dostluğun, sevgi ve saygının tamamıyla dualarıma alıyorum. Mekânı cennet olsun.

Yorum Ekle