Çok şey var Konuşacak (2) -” YOL ÖZGÜRLÜKTÜR!..”

0
Geçenki yazımda değer kavramı üzerinde, dilimin döndüğünce, aklımın erdiğince, acizane bir kaç kelam etmiştim. Bugünkü yazımda yine değer kavramına atıfta bulunacağım ve değer dediğimiz mefhumun çok geniş, çok derin, çok nazik, çok güçlü manalar ihtiva ettiğini, ihata edilemeyeceğini derleyip toplamaya, açıklamaya gayret edeceğim.
Değer kavramını tekil olarak ele alıp sadece manevi yönüyle ölçüp tartmak, değerlemek, hal ve durum itibariyle, çerçevesini, nüfuz alanını kısmak, kısıtlamaktır.
Değer, ortak bir mirastır . Kimsenin tekelinde değildir.
İbni Haldun, insanların cemiyet ve fertler halinde hayat sürerek, dünyayı imar ve tamir etmelerine kısaca umran diyor.
Bu tarif tam da bugünkü medeniyet, çağ, uygarlık, değer dedikleri şeyler olsa gerek! Zira, umranı anlatırken, arız olan illet, zillet ve zati hastalıkları da ele alıyor. Dünü, bugünü ve yarını emsalsiz şekilde tasvir ediyor, betimliyor; çerçeveleyip tablo gibi herkesin görebileceği mekanların duvarına asıyor. Burada gaye, insanın cemiyet ve fertler halinde yaşarken mütemadiyen ürettiği, imal ettiği, meydana getirdiği, biriktirdiği, benimsediği, hayatın idame edilmesinde olmazsa olmaz olan nesneleri, eşyaları, değerleri korumak ve yaşatmak, gelecek nesillere aktarmaktır.
Yaşadığımız, gördüğümüz yerler, mekanlar, zamanlar, araziler, ovalar, yaylalar, ormanlar, hanlar, hamamlar, haneler bizim kıymetli, değişmez, paha biçilmez, bedel tayin edilemez değerlerimizdir.
Ekonomi ilminin var olma, yaşama nedeni, insandır. İnsanın var olmadığı yerde, ekonomi ilmine ihtiyaç duyulur muydu, bilemiyorum. Ekmek, giyecek, ev bark, üretim, açlık, sefalet, zenginlik, sadaka, infak gibi kavramların bir anlamı olur muydu, bir mana ifade eder miydi, bu konuda da kararsızım; her varlık değerlidir, kazanacağı ödül, mükafat ancak sorumluluk ve yükün niteliği, ağırlığı ile ölçülebilir. Halbuki, insan doğduğundan itibaren sıcak bir yuvaya, yemeye, içmeye, barınmaya gereksinim duymaktadır. Barınmak için meskene, karnını doyurmak için ekmeğe, ekmek kazanmak için çalışmaya, üretmeye, alıp satmaya ihtiyacı vardır.
Dünyanın var olan genel düzeni; yani güneşin doğuşu, günün akşama ermesi, gecenin sabaha evrilip çevrilmesi, iklimler, yağmur, kar, mevsimler, dağlar, denizler, yaşam ve ölüm hepsi bir sistem dahilinde sürüp gitmektedir. Dünya düzeni statik, durağan değildir, hareketlidir, süreklilik arzetmektedir.
Yaşam süreklilik arzediyor, evet; yarın için hazırlık yapılıyor, yatırım ve girişim, muhtelif faaliyetler gerçekleştiriliyor, gelişme, büyüme yolunda gayret gösteriliyor, çalışılıp üretiliyor, müesseseler tesis ediliyor, yollar, terminaller, alışveriş merkezleri, fabrikalar kuruluyor.
Bütün bunlar, bir ve beraber olarak ele alınınca, hayatı dünden bugüne, bugünden yarına bağlayan değerler manzumesi, değerler zinciri görkemli, muhteşem ve vaz geçilmez yapısıyla karşımıza çıkıyor. Hayatın kalitesi artıyor, değerleniyor.
Barınıp hayatı yaşadığımız evler, mekanlar, en vaz geçilmez değerlerimizdir. İşyerleri, dükkanlar, fabrikalar da öyle. Arabalar, teyyareler, yollar, ormanlar, meralar, nehirler, barajlar, terminaller, limanlar da öyle.
Rahmetli Turgut Özal, “yol özgürlüktür” diyor. Yol, adı üstünde insana rehberlik eder. İnsanı alır götürür; bildiği bilmediği diyarlara, uzaklara, ıraklara, sevdalara, çöllere, dağlara, bağlara, ticari mekanlara, şehirlere, köylere… Ufkun ardına doğru bağımsız, serbest yürür gider insan. Bu itibarla olsa gerek, yollar, türkülere, şarkılara da konu olmuş. Umudun, hasretin, gurbetin, vuslatın kapısı olmuş. Her dönemde yol, kıymetli bir değer olmuş.
Çevresinde olup bitenden haberdar, ilgili, bilgili bir toplum geleceğin sırlarına vakıf olacaktır. Bundan dolayıdır ki toplumlar, şuurlu olmalıdır ve değerlerine, tecrübelerine, birikimlerine sahip çıkmalıdır.
Taşova, Ayvacık, Çarşamba, Samsun karayolunun 2004 yılından beri inşaat halinde ama perişan, ilgi ve alaka bekler vaziyette olduğunu Taşova Gazetesi’nden takip ediyorum. Bu yolun ilk plan ve proğramı kimler tarafından yapılmış, düşünülmüş bilmiyorum ancak çok isabetli bir karar olduğu aşikar; belirlenen plan ve proğram dahilinde tamamlanıp hizmete girmesi için ihaleler yapılmış, müteahhit firmalar işe başlamış fakat nedense işi terketmişler. Takip ettiğim kadarıyla, meselenin özü, mevcut hal ve durumu hususunda farkındalık oluşturmak için yoğun çalışmalar devam ediyor. 18 Kasım Cumartesi günü Ayvacık ve Taşova halkının da katılımıyla basın açıklaması yapıldı. Geçtiğimiz günlerde Samsun Valisi bölgeyi ziyaret etti.
Bu yol, bölgemiz için ziyadesiyle çok mühim bir değerdir. Bu değere sahip çıkmak da bölge insanı olarak, birey bazında oluşumlara elden geldiğince destek vermek suretiyle, üstümüze vazifedir. Birlikten, beraberlikten kuvvet, güç doğar. En azından, bu işe gönül ve emek verenlerin yanında olmakla, çalışmaların daha bir umutla, sevgiyle, aşkla, muhabbetle yürütülmesine manevi destek sağlanmış olur.
Tanışmak, kaynaşmak, bilişmek ancak birbirimizle temas kurarak, konuşarak, gidip gelerek mümkün olabiliyor. Bunu yapabilmek için de bir araca mecburiyet ittihaz ediliyor. Bu araç yol, yollar! Yollar, bir değer, bir kıymet, bir umran.
Ticari, sınai, sosyal, ekonomik, içtimai sahada gelişmek, büyümek, uygar toplum olmak için yol ve benzeri değerlerin imar edilmesine, bayındırlık hizmetlerinin ikmal edilmesine gerek var. Dünyada hiç bir varlık, boş, beyhude ve nafile değildir. Değerlendirip hayatın içine aldıkça, değer verdikçe manası, anlamı, muhtevası açığa çıkacaktır.
Ayrıca, köyümüzden değerli insan, Osman Çınar’ın vefatını teessürle öğrendim. Çocukluğumuzda, okul yıllarında, bizi arabasıyla Taşova’dan köye çok getirip götürmüştür. Hükümet Caddesinde, Kaymakamlık tarafında köşede park eder beklerdi. Ailesine ve yakınlarına sabır ve metanet niyaz ediyorum. Allah rahmet eylesin.
Saygılarımla.
Enver Seyhan

Yorum Ekle