CENGİZ HAN

0

Zamanına kadar adı sanı çok az bilinen göçebe bir toplumun içinden yaklaşık sekiz yüz sene önce bir adam çıktı. Babası arkadaşının adını koymuştu ona : Temuçin.
Dünyanın içinde ne varsa dışına döktü.
Yazar asırlar sonra bu hal ve durumu şöyle yorumladı: “Yeryüzünde artık hiçbir şey hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaktı!”

Doğum tarihi hakkında bin yüz elli beş diyen de oldu, bin yüz altmış yedi diyen de.
On, on üç yaşlarındayken kabile reisi olan babası Yesügey öldürüldü. Kavmi Temuçin’i dışladı ve hatta yöreden kovdu. Yedi yıl sıkıntı ve acı dolu günler geçirdi.

Ona hayatı boyunca çeşitli lakaplar takıldı. Ama en çok Cengiz Han olarak tanındı, bilindi. Geçen zaman içinde hayatında atfedilen bütün adlara layık olduğunu gösterdi.

Yazar şöyle diyor:
“Gerçekten bu adam için sıradan ölçüleri kullanmak zordur. Ordusuyla yürüdüğü zaman, kilometreler yerine ülkeler istila ederdi. Yolunun üzerindeki şehirler genellikle yerle bir olur ve ırmaklar, yataklarından çevrilirdi. Çöller, kaçanlar ve ölenlerle dolar ve o geçtikten sonra, bir zamanlar çok kalabalık olan yerlerde kurtlar ve kargalar, tek canlı yaratıklar olarak kalırlardı.”
Gobi çölünden çıkan bu göçebe kabile başkanı bütün medeni milletlere harp ilan etti ve hep galip geldi.

Ordusunun geçtiği yerlerde insanlık toptan imha oldu. Ayrıca bilmediği, tanımadığı, işine yaramayacağını zannettiği her ne varsa hepsini yok etti.
Amaçlarına ulaşırken fevkalade acımasızdı.
Bilinen “dünyanın yarısına hakim oldu ve insanlığa, kendisinden sonra birçok nesiller boyunca devam edecek olan bir korku saldı.”
Bütün dünyaya hakim olmak istiyordu.

“Din mensubu değildi” diyenler olduğu gibi, “din ayrımı gözetmedi, alim ve zahitlere iyi davrandı, himaye etti” diyenler de oldu.

Göçebeler arasında merhamete değer verilmezdi, intikam ise bir yükümlülük olarak yerine getirilirdi. Temuçin, fiziken de, zeka ve kabiliyet olarak da çok üstündü. Avladığı balığı çaldığı zannına kapıldığı üvey kardeşini oracıkta öldürmüştü.

Temuçin ömrünün sonuna kadar Moğol geleneklerine bağlı yaşadı. Av yapar, at biner, ok atardı. Bütün göçebe kabileleri gibi o da Yurt adı verilen çadırda yaşadı. Çadırın tam ortasında ateş yakarlardı. Oluşan duman çadırın tepesindeki mahreç yoluyla dışarı atılırdı.
Okuma yazma bilmezlerdi, okuma yazma bilmedikleri gibi heves ettikleri de söylenemezdi. Daha sonraları ilme kıymet vermeye başladıkları görüldü. Devlet teşkilatı Moğol gelenekleri ve disiplini dahilinde yürütülürdü. Cengiz Han İmparatorluğu ilkel disiplin ve prensiplere dayalı bir imparatorluktu.

Gücünü nereden alıyordu?
Kendi koyduğu ve Yasa dediği kuralları vardı.
Temuçin zaman içinde bütün Moğol boylarını birleştirdi. Askeri gücünü örgütlenme istidadına borçluydu. Hatırlatmak icap ederse çok zeki ve akıllıydı. Disiplinliydi ve çok süratli hareket ediyordu. Yol ve haberleşme kültürüne önem veriyordu. Ülkenin her yerindeki ordulardan, yapılan harekattan, kabiliyetini kullanarak kurduğu haberleşme ağı sayesinde kısa zamanda haber alıyordu.

Tekrar söylemek gerekirse acımasızdı.
Karısı Burta / Börte’nin kavmi olan Keraitlerden çok yardım gördü. Temuçin’in başka kadınlardan da çocukları olmasına rağmen çakır gözlü Burta’dan doğan çocuklar çok sevdiği arkadaşları oldu.

Fakat bir hadisede karısı Burta düşmanları Merkitler’e esir düştü. Esarette geçen dokuz ay sonunda doğan Cuci’nin öz oğlu mu, üvey oğlu mu olduğunu hiç bilemedi. Ayrı gayrı da görmedi. Cuci Cengiz Han’a isyan etti ve davetine geç icabet buyurdu. Buna rağmen onu affetti. Kurultay sonrası Cuci Hazar Denizi’nin kuzeyindeki yurduna döndü ve babasından bir sene evvel öldü. Cengiz Han, acı haberi alınca çadırına kapanıp ağladı ama kimseye belli etmedi. Cuci’nin makamına oğlu Batu oturdu. Tarihin yazdığı Kafkas Dağları sırtlarındaki Altın Orda yahut Altınordu Devleti bölüşümde Cuci’nin oğluna bırakıldı.

Çin seddini aşarak güçlü Çin’i zaptetti.
Çin’de kalıp yerleşmedi, başşehir Karakurum’a geri döndü. Deha komutan ihtiyar Mukuli bu ülkede vali olarak kaldı.

Cengiz Han bir ülkeye ordusuyla girmeden önce, o ülke içinden haber toplardı. Halkın nabzını yoklardı. Zaten zulmünden herkes korkar olmuştu. Adını duyan şehirler, şehrin anahtarını teslim etmez de direnirlerse çoluk, çocuk, kadın, kız, ihtiyar demeden halkı toptan kılıçtan geçiriyordu.

Kurultay bin iki yüz altı tarihinde toplandı. Cengiz Han bu Kurultay’da Türk-Moğol kavimlerine lider seçildi. Böylece Türk-Moğol kabileleri asırlardan sonra ilk kez olarak kendilerini birleşmiş buldular. Cengiz Han boylarına kendilerini idare etmek için bir Yasa tanzim ettiğini bildirdi. Zina, yalancı şahitlik ve hırsızlık ölümle cezalandırılıyordu.

Türkler ile Moğolları ayrı millet olmaktan başka, farklı değerlendirenler de oluyor. Görünen o ki aynı coğrafyada iç içe ve beraber yaşamalarına bakılacak olursa, bu nazariye pek de anlam ifade etmiyor.
Bir özellikleri de gök gürültüsünden çok korkuyorlardı. İkinci bir özellik ise, nüfus olarak kalabalık değillerdi. Orta Asya’da Türkler’le karışınca ordusuna Türk komutan ve askerleri kattı. Üçüncü bir özellik de kesin olmasa da anne tarafının Türk olmasıydı!

Cengiz Han Batıya yöneldi. Barış içinde devam eden ilişkileri birdenbire inkıtaya uğradı. Hediyelerle gönderdiği elçilerin başını kesen ve Karakurum’a giden müslüman kervanları da Otrar’da alıkoyan Muhammed Harzemşah cezalandırılmayı hak etmişti. Muhammed Harzemşah ise dört yüz bin kişilik ordusuna güveniyordu. Öyle oldu ki Cengiz Han Muhammed Harzemşah’a bu fırsatı vermedi. Buhara, Semerkant, Nişabur, Merv, Urgenç gibi kentlerde taş üstünde taş bırakmadı. Muhammed Harzemşah kaçtı ve Hazar Denizi’nde bir adaya sığındı, nihayet orada öldü.

İbn’ül Esir diyor ki:
“Hz. Adem’den beri böyle insan kıyımı, böyle mezalim, böyle katliam görülmedi.”
Son dönem tarih yazarlarının İkinci Dünya Harbi’ndeki insan kıyımı ile kıyaslamaları bu açıdan önemlidir.
Stalin’in yaptığı sürgünler ve katliamlar da emsal teşkil eder mi ki? Bir de bu taraftan bakınca insan ürperiyor.

Cengiz Han 1227 yılının Ağustos ayında Güney Çin seferinde iken öldü. Ölüsü at arabasına yüklenip Karakurum’a götürülmek üzere yola çıkarıldı. Acı haber tez yayılır” atasözüne binaen ölüm haberi her yana yayılmış olmalı ki halk at arabasının geçtiği yollara yığılıyordu. Merhametsiz savaşçılar tarafından merak etmekten öte suçu olmayan bu insanlar neye uğradıklarını bilemeden sorgusuz sualsiz kılıçtan geçirildi.

Cenaze önce sevgili eşi Burta / Börte’nin evine getirildi. Sonra hiç kimselerin bilmeyeceği çocukluğunun geçtiği vadilerdeki bir yaşlı ağacın dibine gömüldü. Rivayetlerde mezarın üstünden yüzlerce atın defalarca geçirildiği ve arazinin dümdüz edildiği yazılıyor. Sonra bir aşiret askeri hizmetten muaf tutulmuş ve mezarın civarını beklemeye memur edilmişti. Taki mezarın yeri sık ağaçlık olup tamamen kaybolana dek…

Savaşların nedenleri konusunda ayrıntılara kulak vermek gerekiyor:
Şahlar, hanlar, padişahlar her daim halkını ve komşu devletleri, uzak devletleri memnun edemeyebiliyordu. Aralarına çeşitli nedenlerle husumet giriyor, anlaşmazlıklar yıllar süren savaşlara neden olabiliyordu. Halk ülkenin seyreden iç ve dış politikalarını beğenmiyor, karışıklık ve kargaşadan, yokluktan beziyor ve şikayetçi olabiliyordu. Bütün bunlar neticesinde iki dost devlet arasına sudan sebeplerle kara kedi girebiliyordu. Cengiz Han’ın fıtratında var olan acımasızlığı bir yana, bu gibi nedenler olaylara dahil olunca ortaya gayz, buğuz, kin ve nefret saçılıyordu. Neticede savaşlar, istilalar ve işgaller mezalime, katliama varıyordu.

Hülasa:
“Bu adam kim?” diye sordu.
Öteki sesini alçaltarak:
“Sus!” dedi, “bu adam üstümüze inmiş ilahi gazaptır!”

“Fethedilen bir düşman, itaat eden bir düşman değildir; O, daima yeni hükümdarına lanet edecektir.”
“Cengiz Han medeniyete öyle büyük bir darbe indirmiştir ki, gerçekten de dünyanın yarısında her şeyin yeni baştan yapılması gerekmiştir.”
Bir İslam alimine şöyle demişti:
“Benden sonra gelenler döktüğüm kandan dolayı bana lanet edecek mi?”
Cengiz Han ordularını bir tek Celaleddin Harzemşah yenebildi; o da vur kaç taktiği uyguluyordu.
Endüs Savaşı’nı Han karşısında kaybeden Celaleddin Harzemşah, kınını, kılıcını, okunu alıp atına bindi, atı yanıbaşından akıp giden derin ve coşkun nehre sürdü. Akıntıya kapıldı, uzak sahile doğru yol aldı.
Cengiz Han, takip eden süvarilerini durdurdu. Celaleddin’i ardından seyretti. Elini ağzına götürdü ve haykırdı:
“Böyle bir oğulun babası bahtiyardır.”
Tarihin akışını değiştiren mert, sert ve merhametsiz adam!
Cengiz Han!

Enver SEYHAN
10 Haziran 2019

Yorum Ekle