ÇATIŞTIRMAYIN DEĞERLERİMİZİ…

0

Murat Karayalçın CHP İstanbul İl Başkanlığına veda ederken bir cümle sarf etti. “Ne verecek bir karış toprağımız, ne vuracak bir tek yurttaşımız” vardır.

Sayın Karayalçın’ın bu sözleri bu topraklarda yaşayan tüm akl-ı selimin gönlünden geçirdiği sözlerdir. Milletimiz de çareyi “Ne bölünelim, Ne de birbirimizi öldürelim” formülünde görüyor ve bu topraklar hepimize yeter, kardeşçe yaşayalım diyor.

Necip Fazıl adına ödüllerin verildiği, Cumhurbaşkanımızın da katıldığı bir etkinlikte Maraş’lı edebiyatçı Nuri Pakdil kürsüye çıkıyor, konuşuyor ve konuşmasının sonunda sloganını söylüyor: “Ne mutlu Müslümanım diyene” salon alkıştan yıkılıyor.

Konuyla alakalı olacağını düşündüğüm taze okuduğum bir anekdotu sizlerle paylaşmak istiyorum;

Mütekamil ve mütebahhir bir zat olan büyük tarihçi, alim İbnülemin Mahmut Kemal’i okuyanlar bilirler. Eski İstanbul Valisi ve Belediye Başkanlarından meşhur Ord. Prof. Fahreddin Kerim Gökay hatıralarında anlatıyor.

“Valiliğim sırasında bir gün, Celal Bayar, Adnan Menderes İstanbul’a geldiler. Efendi hazretlerini buraya getir de bir yüz yüze görüşelim dediler. Derhal Mahmut Kemal Bey’e gittim ve durumu arz ettim. Sinirli ve öfkeli bir tavırla ben o heriflerin ayağına gitmem dedi. Israr ettim; yalvardım, yakardım. Sonunda ikna etmeyi başardım. Bin naz ile Florya Deniz Köşküne götürdüm. Yenilip içildikten sonra sohbet faslı başladı. Bir ara Celal Bayar, Mahmut Kemal Bey’e hitaben şöyle dedi:

-Efendi hazretleri “Son Sadrazamlar” adındaki eserinizi okudum. Hakikaten güzel yazmışsınız. Lakin hep Osmanlı dönemi devlet adamlarını anlatmışsınız. Bir eser daha kaleme alsanız, cumhuriyet devrinin başvekillerini, cumhurbaşkanlarını tanıtsanız, acaba nasıl olur?

İbnülemin Mahmut Kemal Bey, karşısındaki zatın bir cumhurbaşkanı olduğunu düşünmeye bile gerek görmeden “Kim o herifler” diye sorar ve devam eder.

-Ben “Son Sadrazamları” yazarken rast gele yazmadım. Hepsini yakından tanıdım. Kiminin hizmetinde bizzat bulundum. Kimisi ile birlikte görev yaptım. onlarla düştüm, onlarla kalktım. Halbuki yenileri tanımıyorum. Zaten yazılacak yönlerinin bulunduğuna da inanmıyorum.

Hazret, asıl söyleyeceğini sona bırakır;

-Hem eskiden bir adam sadaret makamına çıkarken belli kademeden geçer, önce vali olur, sonra nazır olur derken sadrazamlığa kadar yükselirdi. Şimdi öyle mi? Ne idüğü belirsiz bir adam, beklenmedik bir anda milletin başına geçiyor. Sonra o nevzuhur şahıs, alimi, ulemayı ayağına çağırıyor!.”

Geçmişin uleması böyle bir şahsiyet abidesi idi.

“Din ehlini kin ehlinden ayır” “Seni dostundan ayıran sözü dinleme, o sözde ziyan vardır” cümleleri Müslüman’ın mutluluğu için söyleniş sözlerdir.

Murat Karayalçın’ın ve Maraşlı edebiyatçı Nuri Pakdil’in sözlerini İslamın bu ölçüleri içinde değerlendirdiğimizde hangisin söyledikleri size daha samimi geliyor.

Bu ülkede yaşayan her vatandaş silahların bir an önce susmasını, anaların ağlamamasını, barışı istiyor. Bölünmek istemiyor. Ama Maraşlı yazarın “Ne mutlu Müslümanım” diyene sözünü samimi bulmuyor. Çünkü ülkemizde ve Ortadoğu’da yaşananlar Müslümanları mutlu etmiyor.

IŞİD diye bela, Boko Haram diye bir saçmalık, Taliban diye dünyaya adeta İslamın şiddet olduğunu inatla göstermek isteyen bir yapı, Şii ile Sunni arasında bir tartışma, Türk Müslümanlığı ile Vahhabilik arasında bir ayrışma, İslam dünyasının parampaça ve kanla beraber anılan bu hazin durumuna bakıp, “Ne mutlu Müslümanım” söylemi ne kadar inandırıcı olabilir.

Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu “Elli küsur İslam ülkesiyiz, insanlığın önüne düzgün güven veren bir Müslüman profili koyamadık.” derken İslam dünyasının acıklı halini ortaya koyuyordu.

Nuri Pakdil gibi eserler vermiş bir aydının “Türk’e düşman olunarak İslam’a dost olunamayacağı” gerçeğine yabancı kalmasını bir Türk aydınına yakıştıramadık. Bu topraklarda yaşayanların Müslümanlık ve Türklükle  hiç bir derdi yoktur. Mustafa Kemal’in “Ne mutlu Türküm diyene” sözüne nispet yaparak Müslümanlıkla Türklüğü birbirine muarızmış gibi bir manayı yüklediğiniz konuşmanızı Cumhurbaşkanına yapılan şirinlikten başka  bir şekilde yorumlayamıyoruz.

İbnül Emin Mahmut Kemal Bey’i örnek vermemizin nedeni bu günle geçmişi kıyas içindi. Geçmişin ilim adamları, sanat erbabları devlet adamlarının ayaklarına gitme konusunda titizlenirlerdi. Devlet adamları ulemayı ziyaret ederdi. Ve onlar tarihi akılla, yürekle, kalp gözüyle okur, kinle okumazlardı.

Topluma önderlik edecek, toplumu eğitecek aydınlar ilkeli, dürüst, erdemli özenilecek insanlar olmalıdırlar. Tarihten kin değil, ders çıkarmalıdırlar. Milli ve Dini değerleri çatıştırmaz, barıştırma gayreti içinde olurlar.

Bu ülkenin seciyeli vatan evlatları tüm milli ve dini değerleri muhafaza etmelidirler, değerleri ile barışık olmalıdırlar. Muhafazakarlık da bir yere demir atıp kalmak değil, değerlerimizi bu güne taşımaktır.

 

Yorum Ekle