ÇALIŞTAY A

0

Öncelikle bu çalıştayın düzenlenmesinde yer alan Taşova Kaymakamlığını kutluyorum. Sorunların yerinde ve yaşayanlarında görüş ve önerilerini dikkate alan bir toplantının düzenlenmesini önemli buluyorum. Taşova’nın ilçe oluşundan bu güne kadar ki sürecin hemen hemen tartışılabileceği bir tartışma ve çalıştay olmasını diliyorum. Bu çalıştay’da öncelikle Taşova’nın yoğun nüfus kaygındaki sebepler ortaya konulmalı. Bu güne kadar ki iktidar partilerinin ilçe birimleri Taşova’ya ne yapabilirimle, ne yapılması ile yönetimde yer almamışlardır. Bunlar atamalarda tayinlerde ya da yakınlarını işe yerleştirme bazında görevlerde bulunmuşlardır. Siyaset toplumsal bir bilim dalıdır. Neden, niçin, niye gibi soruları her vatandaş ilçede yaşayan herkes bu soruları sormalı diye düşünüyorum. Taşova gittikçe ilçe statüsünden kasaba statüsüne dönüşme süreci yaşıyor. Bu çalıştaydan buna çözüm çıkar mı diye soru işaretleri kafamda var. Elbette ki Taşova’yı ülke genelinden soyutlayarak bir çözüm olmaz. Bunun içinde işsizliğin kol gezdiği istihdam olarak tüm insanların belediyeye göz diktiği bir yerde göç nasıl engellenir. Belediye bir istihdam alanı değil hizmet alanıdır. Kısır döngü içerisinde yapılan belediye seçimleri anlamsız istihdam vaatleri ile seçim kazanılması hizmeti de geri düşürür diye düşünüyorum. Taşova da sanayi yatırımı bu güne kadar olmamıştır. Bir Tekel var idi, oda tasfiye edildi. Tütün üreticisine alternatif üretimler gösterilmeden yapılan tasfiye ne yapacağını bilmeyen ne üreteceğini bilmeyen insan sayısını artırdı. Ülkede ulusal tarım politikası olmayışının sebepleridir bunlar.

 

Tarım üretimine, hayvancılığa yönelik bir çalışma olmamıştır, teşvikte edilmemiştir. Bilinçli, programlı tarım üretimi olmayışı tarımsal faaliyetlerde öncelikle ertesi yıl getiri bekleyen üretici geleneksel tarım üretiminden planlı programlı tarım üretimine geçişi teşvik ve destekler olmayınca tarımda dibe vurmuştur. Sürekli zarar eden bir sektör durumuna düşmüştür.

 

Oysa topraklarımız o kadar çok kirlenmemiştir. Devletin desteği ile sebze ve meyvecilikte organik tarıma geçilebilme imkanları vardır. Taşova’nın göç vermeyen bir ilçe olması düşünülüyorsa tarıma ve hayvancılığa destek verilmesi gerekir. Bir Alpaslan meyvecilikte, umutlu sebzede başarı elde ediyorsa bu imkanın her alana yayılması gerekir. Her 10 dönümlük toprak 5 kişilik bir istihdam alanıdır diye düşünülebilir. Binlerce dönüm topraklar atıl durumda bilinçli bir biçimde tarım tasfiye edildi. Ülke nüfusunun yüzde otuzuna tekabül eden tarım nüfusunu yüzde onlara indirmeyi hedefleyen bir niyet tarıma hangi alanda destek vereceği kuşkulu ama biz bu yörede yaşayacaksak tarım üretimini mutlaka başarı ile yapmak zorundayız. İlçemizde büyükbaş ve küçükbaş hayvan üretimindeki %15 ve %20 arası düşüşün hayvancılıkta nereye geldiğimizin göstergesidir.

 

Taşova merkeze bağlı on bin dönümlük bir arazi vardır, buna Çaydibi mahallesini de dahil edersek otuz bin dönüm eder. Su sorunu yok gibi bir şey, bir sondaj vurdurduk debisi saniyede yirmi altı litre su atıyor, İki sondaj daha vurulması gerekiyor ancak bürokratik engelleri aşılıp Devlet Su İşleri Bölge Müdürlüğünü harekete geçiremiyoruz. Yöremizde bilinçli bir tarım üretimini ve hayvancılığı planlı programlı hale dünüştürülemezse yarın çok geç kalmış oluruz. Tarım üretiminden bahsederken yöremizde HES’ler (hidro elektrik santralleri) kuruluyor. Amasya’dan Karabük köyüne kadar olan beton yığınlarını görmüşsünüzdür. Elektrik üreteceğiz diye suyun 49 yıllığını kullanım hakkını ve üretilen elektriğin 15 yıllığına devlete satma hakkını almışlardır. O alanlar komple tarım alanıdır. Suyun kullanım hakkını aldıklarından dolayı köylüye suyu para ile satacaklardır.

 

Ayrıca HES’lerin doğaya, çevreye , bitki örtüsüne, canlı organizmalara zararlarını dikkate alırsak “Bize yöreden göç diyorlar”.  HES’ler suyu betona alınca, yer altı suları yok olmakla birlikte topraktaki tuzlanma çölleşmeyi getirecektir. Küresel ısınmadan kaynaklı su havzalarının azalması, ekolojik dengeyi bozacaktır. Bölge eko sistemi bir bütündür. Eko sistem dengelerindeki kırılma tüm havzayı canlı cansız varlıklarıyla olumsuz etkileyecektir. Yakın gelecekteki küresel kuraklık felaketinde en az etkilenecek bölgelerin başında Karadeniz kıyısal alanları ve Karadeniz alt havzalarının “yani yöremiz” olacağı öngörüler dikkate alındığında görenin değeri bir kere daha önem kazanmaktadır. Keza kirlenmemiş toprak, yüksek biyolojik çeşitlilik ve su varlığı ile Karadeniz kıyı ve alt havzaları içerisinde yakın gelecekte “Tarım Havzası” en geniş bölge aşağı Kelkit havzası yani; Niksar, Erbaa, Taşova olması büyük bir ihtimaldir. Yaklaşık olarak Onbin yıllık periyotlarla tekrarlanan büyük kuraklık ve buzul dönmelerinde Anadolu da, Amanos dağları ve aşağı Kelkit havzası çok ciddi bir etki yaşamamıştır. Bölgedeki kalıntı sedir ağaçları ormanları ve maki toplulukları bunun delilidir. Bölgede bulunan Akdeniz bitki toplulukları Kızılcam, makiler bölgeye küresel kuraklıkta bir sigorta görevi üstlenebilecektir. Bundan dolayı kalkınmada tarım ve hayvancılık düşünülüyorsa ki bu olmalıdır. HES’lerin yapılması bu yöredeki kalkınmaya engeldir.

 

Çalıştayın tüm bunları dikkate alarak yörenin tarımsal ve hayvancılıkla ilgili çalışmalarında ileriye yönelik kalıcılığı olan bir üretimi teşvik edecek bir çalışma stili tutturması gerekmektedir. Şimdiden kolay gelsin diyorum.

Yorum Ekle