24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ

0

Ben bir öğretmenim. Mesleğe sınıf öğretmeni olarak başladım. Daha on yaşında
ilkokul öğrencisi iken mesleğime karar vermiş, öğretmen olacaktım. Öğretmen okulu
imtihanını kazanmak için gece gündüz çalıştığım günler unutulmazlarım arasında taze
durmaktadır. Sınava hazırlık sürecinde ailedeki görevlerimi de aksatmazdım. Sabah erkenden
kalkar, Hacer annemin hazırladığı tereyağlı somun ekmek dilimini yiyerek hayvanları ders
saatine kadar otlatırdım.
Öğretmenimin inanılmaz bir saygınlığı ve sevgisi benim de öğretmen olmam da etkili
olmuştur.
Biz köy çocukları için öğretmen okulunu kazanmak çok önemli idi. Meslek garantisi
vardı. Üstelik yatılı idi. İlkokul 4 ve 5. Sınıf öğretmenim Hulusi Ayasun 4. Sınıfta on öğrenci
seçmiş bizi ders dışında da özel çalıştırıyordu. Kazanacağımıza inanıyorduk. Çok
çalışıyorduk. On öğrenci sınavlara girmiş sekiz kazananla köyde ve ilçe de o yıl rekor
kırmıştık. Dört kız öğrenci Sinop Kız Öğretmen Okulunu, biz dört erkek öğrenci Sivas /
Yıldızeli Pamukpınar Öğretmen Okulunu kazanmıştık.
Yetmişli yıllar…
İlk defa takım elbisem, potinim, kravatım olmuştu. Kayıt yaptırdığım gün eğitim şefi
Selim Bey küçücük bir kâğıt tutuşturdu elimize. Okula gelirken; Mandolin, Türkçe sözlük,
imla kılavuzu, diş fırçası ve diş macunu alınacaktı. Bu listenin önemini bu gün çok daha iyi
anlıyor ve onaylıyorum.
24 Kasım öğretmenler gününü çok önemsiyorum.
Öğretmenlik görevime 05 Ocak 1981 tarihinde başladım. Yılların derinliğinde
öylesine mutluluklar yaşadım ki birçoğunu yazdım, meslektaşlarım ve okuyucularımla
paylaştım.36 yıl görev yaptım. 03 Mart 2017 tarihinde maarif müfettişi olarak emekli oldum.
Çalıştığım yıllarda öğretmenler günü bana hep mutluluk verdi. Yılda bir gün de olsa,
öğretmenlere ait olması çok önemlidir. Bu önem hiç azalmadan değerini yitirmeden
gündemde olmasının güzelliğini ve mutluluğunu öğretmenler hissetmekte, yaşamaktadırlar.
24 Kasım 1928, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün
“Millet Mekteplerinin Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür. Bakanlar Kurulu, Mustafa
Kemal Atatürk’e “Millet Mektepleri Başöğretmenliği” unvanını 11 Kasım 1928’de yaptığı
toplantıda vermiş ve bu unvan, 24 Kasım’da Millet Mektepleri Talimatnamesinin
yayınlanması ile resmileşmiştir. Atatürk’ün 100. doğum yıl dönümü olan 1981 yılında, onun
“başöğretmen” oluşunun yıldönümlerinde ülke çapında Öğretmenler Günü kutlanmasına karar
verilmiştir. 24 Kasım günü, 1981 yılından bu yana “Öğretmenler Günü” olarak
kutlanmaktadır.
Amacı; Türk öğretmeninin toplumdaki yerini ve önemini belirtmek, saygınlığını
artırmak, öğretmenler arasında sevgi, saygı ve dayanışma bağlarını kuvvetlendirmek, emekli
öğretmenleri saygı ile anmak ve mesleğe yeni başlayan öğretmenlerde mesleklerinin yüceliği
bilinci uyandırmaktır.

Bugün tüm öğretmenlerimizin hizmetlerine karşılık, unutulmadıklarını gösteren bir
gündür. Öğretmenlik, her şeyden önce sevgi, aşk ve ülkü mesleğidir. Kutsaldır.
Meslek ile ilgili özlü sözlerden örneklerle yazımızı zenginleştirmek istiyorum.
“Ulusları kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir. (Atatürk)
Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. (Atatürk)
“Dünyada her şeye kıymet biçilebilir. Ama öğretmenin eserine kıymet biçilemez.”
(Sokrates)
“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” (Hz. Ali)
“Öğretmenler! Cumhuriyet sizden, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.”
(Atatürk)
“Bir milletin var oluşu ve kaderi yetiştirdiği insanlara bağlıdır. Bir toplum fertlerini
milletine, devletine, tarihine bağlı olarak yetiştirdiği, onlara milli benlik ve şuur verdiği
ölçüde millet olarak varlığını korur ve yaşatır. Toplumun sosyal, kültürel, ekonomik, politik
yani milli yapısını oluşturan, onu millet yapan, onu devlet olarak güçlü kılan bu özellikler,
fertlere ancak eğitim yoluyla öğretmenler tarafından kazandırılır.”
Yazmaya başladığım günden itibaren öğretmen konulu, içinde öğretmenlik mesleğini
anlatan onlarca yazı yazdım. Severek, isteyerek, heyecanlı güzel cümlelerle öğretmenlik
hayatımın unutulmazlarını anlattım.
Bahar çiçekleri kadar taze, gönül dilimden, dudaklarıma akıp seslendirdiğim, en güzel
şarkıları, türküleri, marşları onlara söyledim. Akşamdan sabaha en güzel, en doğru bilgileri
vermek için çalıştım durdum. Önce kendim okudum. Sonra öğrencilerime de okuma
alışkanlığı kazandırdım.
Ellerini öptüğümüz öğretmenlerimizin her alanda çok iyi yetişmesi ve meslek hayatları
boyunca da kendilerini sürekli geliştirmeleri gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Öğretmenler
çok iyi eğitim almalı, mesleği isteyerek ve severek yapmalıdır.
Ülkemizin fedakâr öğretmenleri, sizler her şeyin en güzeline layıksınız.
Öğretmenler Gününüz Kutlu Olsun.

ÖĞRETMENİM
Öğretmenin öğrenci sayısı kadar kalbi vardır, dediğimizde doğru söz söylemiş oluruz.
Kendini çok iyi yetiştirmiş, mesleğini seven bir öğretmen görevini yaparken yaşadığı
mutluluğun meyvelerini ilerleyen yıllarda mutlaka alacaktır. Unutulmaz öğretmenlerden
olmak ne güzel. Umarım okuyucularım öğretmenim şiirimizi beğeneceklerdir.
“ (1970’li yıllarda İlkokul öğretmenine yıllar sonra bir öğrencisinin yazdığı mektup)
Dün okulun önünden geçiyordum dalmışım,
Bahçede oynadığım günleri,
Günleri hatırladım öğretmenim.
Sevinçle koşarak zil çalan çocuğu görünce,
Sizi, zil çaldığım günleri hatırladım öğretmenim.
Sınıfa girince hepimizi tek tek süzerdin,

Sınıf tam olunca tebessümle gülerdin,
Biz anlardık o gün, tatlı tatlı ders işlerdin,
Bize ailemiz kadar yakındın öğretmenim.
Yüzümüzü yıkanmamış, ellerimizi kirli görünce,
Üzülürdün, bizi ellerinle temizlerdin öğretmenim.
Ayaklarım ıslanıp, paçalarım batınca çamura,
Donmuş ayaklarımızı sobada ısıtırdın öğretmenim.
Ders anlatırken coştukça coşardın,
Her şeyi bilirdin, bize öğretirken neşeliydin.
İyiyi, kötüyü, insan sevgisini sen verirdin,
Körpecik yüreğimize sevdalar,
Sevdalar verirdin öğretmenim.
Bizim sokağın köşesindeki,
Sıvaları dökük evde kalırdın.
Akşamları iki bidonla çeşmeden su taşırdın,
Ellerini oğuştura oğuştura sobayı yakardın,
Yardımlarımızı kabul etmezdin öğretmenim.
Bir gün nasıl başlar, nasıl biter anlamazdık,
Şimdi daha iyi anlıyorum ki, hayli yaramazdık.
Sanki her çiçekten bal alırdık.
Bize bizi sen öğrettin öğretmenim.
Evinize gelmek ne büyük şerefti bize,
Divana oturtup, misafir yapardın bizi sevinçle,
Sonra, çayı demler, ikram ederdin elinle,
Siz bize aşinaydınız öğretmenim.
Köyümüze geldiğin günü hatırlıyorum öğretmenim,
Hemen: “Gencecik bir çocuk demişti” annem.
“Acelesi yok ya büyür “ demişti dedem,
Siz onlara çocuk olmadığınızı gösterdiniz,
Gösterdiniz öğretmenim.
Hani, bir akşam bize gelmiştin,
Hani yemek davetimizi zorla kabul etmiştin,
Sofrada da benim yanımı seçmiştin,
Biliyor musun, ablam senden gözlerini,
Gözlerini hiç ayırmamıştı öğretmenim.
Geç saatlere kadar sohbetiniz ne tatlıydı babamla
Memleket meseleleri çok büyük dava,
Milletimiz açlıkta ve toklukta,
Beraber olmalı demiştin öğretmenim.
Kiminle konuşsak sohbetini severlerdi,
Yaşından büyük konuşuyor derlerdi,

Bizim hoca büyümüş de küçülmüş derlerdi,
Köyümüzde herkes seni çok severdi öğretmenim.
Neden gittin öğretmenim,
Biliyorum bizi çok severdin,
Gözyaşlarımızı denize karışan sel ettin,
Bizi aydınlatan, içimize su veren ulu çeşmeydin,
O çeşmenin suyu kurumadı,
Hala akıyor öğretmenim.
Sen bir ışıktın, bir dalgaydın,
Sardın dört yanını bu ıssız köyümün,
Tüm işlerine, dertlerine neşesine koşardın,
Hizmetlerinin değeri biçilmez öğretmenim.
Sanma ki seni unuttuk yaşıyorsun içimizde,
Sen konuşuluyorsun yine akşamları evlerde,
Gönüllerde, her yeni işte hep sensin köyün dilinde,
Seni ne kadar çok özlemişiz öğretmenim.”
Aralık 1990 / Erbaa
(Gök Bakışlı Gül Sözlüm –Şiir /1996-Tokat)

Osman BAŞ

Yorum Ekle